Ölen bir Müslümanın namaz ve oruç borcu nasıl ödenir?
Okunma
534
Ölen bir Müslümanın namaz ve oruç borcu nasıl ödenir?
Oruç ve namaz gibi ibadetler mükellef olan her Müslümanın yapması
gereken şahsi farzlardır. Bunun için her Müslüman bizzat namazı kılmak,
Ramazan orucunu tutmak sûretiyle ancak borcunu eda etmiş olur. Ölmeden
önce hayatta iken bu ibadetlerini kendi yerine yakını veya bir başkası
yapamaz. Öldükten sonra da durum aynıdır.
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler: “Hiç kimse başkası adına oruç tutamaz, kimse de başka biri adına namaz kılamaz; ancak onun adına yemek yedirebilir.”(1)
“Yemek
yedirme” meselesi ise Bakara Sûresinin 184. ayet-i kerimesinde ve bazı
hadislerde beyan edildiği gibi, tutulamayan her oruç için her gün bir
fakiri doyuracak şekilde yemek yedirmektir. İbni Ömer’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar: “Bir
Müslüman ölür de, üzerinde bir aylık oruç borcu kalırsa, her gün bir
fakiri doyurmak üzere onun yerine yakınları yemek yedirsin.” (2)
Yine İbni Abbas’ın bir rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyururlar: “Bir
kimse Ramazan’da hastalanır, sonra ölürse, oruçlarını tutamamış olursa,
onun adına yemek yedirilir, kaza edilmez. Fakat adarsa velisi onun
yerine kaza eder.”(3)
Bu hadis-i şerifler, hayatta iken oruç
tutamayanların mirasçılarının onun malından her orucu için fidye
verebileceklerini bildirmektedir. Bunun için mirasçılarına vasiyette
bulunur.Bu bir ibadet olduğu için ancak kendisinin vasiyet etmesi
halinde yapılması gerekir. Kendisi bir vasiyette bulunmamışsa, mirasçı
durumunda olan evlat ve yakınları onun adına fidye vermek
mecburiyetinde değildir. Fakat kendiliklerinden fidye verirlerse bu
caizdir ve sevabı kendisine ulaşır. Bu ihtiyaridir, yakınlarının onun
adına bir ikramı sayılır.(4)
Ölen Müslümanın tutamadığı Ramazan
gibi farz oruçları, adayıp da tutamadığı nezir oruçları ve nafile
olarak başlayıp bozduğu, daha sonra tutamadığı vacip oruçlar için birer
fidye ayrılır. “Fidye” yukarıda da belirtildiği gibi bir fakiri bir gün
doyuracak şekilde yemek yedirmek veya onun bedelini vermektir. Bu da
Ramazan’da verdiğimiz “fitre” miktarıdır.Hanefi, Şafii ve Maliki
alimlerinin görüşleri bu istikamettedir. Oruç şahsi bir ibadet olduğu
için bir başkasının onun yerine oruç tutması caiz olmaz. Üç mezhebin
alimleri, içtihatlarına yukarıdaki mealini verdiğimiz hadisleri delil
olarak zikrederler. Başta Ahmed bin Hanbel olmak üzere Hanbeli
mezhebi alimleri ve tabiin ve bazı Sahabiler ise Buhari ve Müslim gibi
hadis kitaplarında geçen şu hadis-i şerifi zikrederler. Resulullahın huzuruna bir Sahabi geldi ve şöyle dedi: “Ya
Resulullah, annem öldü, üzerinde bir aylık oruç borcu var. Onun yerine
kaza edebilir miyim?”Resulullah (a.s.m.) sordu: “Annenin borcu olsaydı,
onu öder miydin?” Sahabi, “Evet” diye cevap verdi.Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah, borcu ödenmeye daha layıktır.”(5)
Fakat
bu meselede, içinde Hanefi alimlerinin de bulunduğu mezhep alimlerinin
çoğunun içtihadına göre amel etmek daha isabetli olacaktır.Oruç için
“fidye” vermek, hususunda ayet ve hadisler delil olarak getirilirken,
namaz için de kıyas yoluyla aynı şekilde kılınamayan her namaz için bir
fidye verilmesi bazı Hanefi alimlerince uygun görülmüştür. Yani ölen
kimse kılamadığı namazlar için malından fidye verilmesini vasiyet
etmişse, mirasçıları bu arzusunu yerine getirirler. Her namaz için bir
fidye verirler.(6)