Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına
gelen “Ramid” kelimesinden türemiştir. Nasıl ki kızgın taş etrafındakini
yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için
bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur. Bazıları ise Ramazan
kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramid” kelimesinden
türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün
temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu
aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. İFTAR
Allah
rızası için farz veya nafile oruç tutan bir Müslüman’ın, güneşin ufukta
kaybolmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek orucunu açmasına
denilmektedir. Dinimiz iftar etmeye, iftar vermeye ve iftar vaktine
büyük bir kıymet vermektedir. Nitekim, Efendimiz (SAS),“Bir kimse
Ramazan ayında bir oruçluya iftar verirse, günahları af olur. Cenab-ı
Hak onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap
verilir.” buyurmaktadır.“ Yine Resulullah şöyle der: “İftar zamanında,
oruçlunun ağız kokusu, Allahu Teala’ya her kokudan daha güzel gelir.”
“Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azat edilen kimseler
bulunur. Bu, (Ramazan’ın) her gecesinde olur.”
Oruç tutmak üzere
gecenin son altıda birinde yenen yemeğe denilir ki, bu vakit
takvimlerimizde imsak vakti olarak belirtilmiştir.
Fıtr sözlükte
“orucu açmak”, fıtra da “yaratılış” anlamına gelir. Türkçemizde fitre
şeklinde söylenen “fıtır sadakası”, Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel
ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların
kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle
yükümlü oldukları mali bir ibadettir.
İtikaf, Ramazan’ın son on
gününü camide veya başka bir ibadet mahallinde inzivaya çekilerek
devamlı ibadetle meşgul olmak demektir.
Kur’an’ın indirilmeye
başlandığı Ramazan ayı içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan
daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere
bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu
geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir Gecesi’nin
Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.
Nitekim Allah Rasulü de bu son on güne ayrı bir önem atfetmiş ve aile
fertlerini de uyandırarak onların ibadetle meşgul olmalarını
istemişlerdir. Allah Rasulü’nün şu hadisi ise bu gecenin ehemmiyetini
şöyle dile getirmektedir: “Kim (faziletine) inanarak ve (Allah’ın
rızasını) umarak Kadir Gecesi’nde (ibadet için) kalkarsa geçmiş
günahları bağışlanır.”
Bu ayı nasıl
ihya edebiliriz?
Kelime-i
şehâdet, istiğfâr ve zikir, cenneti kazanabilmek için bolca amel-i
sâlih, cehennemden kurtuluş için harâmlardan ve çirkin şeylerden
sakınmak, imkânlar nispetinde çokça hayır ve hasenatta bulunmak, kırık
ve mahzûn kalblerin duâsını almak, oruçlu bir kimseye iftar ettirmek
Efendimiz (sas)’in Ramazan ayında yapılmasını tavsiye ettiği belli başlı
işlerdir. Ramazan mü’minlere fazîlet ve olgunluk kazandırabilecek ilâhî
bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken ağza bir şey girmemeye dikkat
edildiği gibi ağızdan çıkan kelâma da dikkat edilmelidir. Dedikodu ve
incitmeden son derece sakınmalı ve orucun fazîletini azaltmamalıdır. Bu
ayı sanki son Ramazan’ımız imiş gibi bilmeli, her türlü feyzinden
istifade de a’zami gayret göstermeliyiz.
Karışıklığa
gerek yok
Efendimiz
(sas), ümmetine farz olmasından çekindiği için teravihin sekiz rekatini
mü’minlerle birlikte kılıyordu. Allah Resulü’nün vefatından sonra
Müslümanlar, teravih namazını Hz. Ebu Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in
hilafetinin ilk yıllarında tek başlarına, yani cemaat yapmadan
kılıyorlardı. Hz. Ömer, bir Ramazan gecesi mescidde herkesin dağınık bir
vaziyette teravih namazı kıldığını görmüş ve bunun yerine bir imam
önderliğinde bu namazın cemaat halinde kılınmasının daha doğru olacağına
içtihat etmiştir. Bu amaçla da Übey b. Ka’b’ı teravih imamı olarak
tayin etmiş ve teravih namazı yirmi rekat olarak kılınmıştır. Hz.
Ömer’in (ra) uygulamasıyla teravih namazının rekat sayısı yirmi olarak
yerleşmiş, daha sonra da bu uygulama yüzlerce yıl sürerek günümüze kadar
gelmiştir. Ramazanlarda teravih namazı kılmak, İslâm’ın sembollerinden
olmuştur. Teravihle ilgili mü’minleri camiden ve cemaatten soğutmaya
yönelik “Ramazanlık” bazı açıklamaların ciddiye alınacak yönü yoktur.
Teravih yirmi rekattir
Teravih
namazının yirmi rekat olduğu İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu
tarafından kabul edilmektedir. Bu görüş konusunda Ebu Hanife, İmam Şafii
ve Ahmed bin Hanbel (ra) ittifak halindedirler. Allah Resulü (sas) “Kim
Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek
kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, Salatü’t-Teravih, 1;
Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 174) buyurarak bu namazı teşvik etmiş ve
kendisi de başlangıçta ashabına cemaatle kıldırmış, sonraları ise
teravih namazı farz kılınabilir ve Müslümanların çoğunluğu da bunu
hakkıyla yerine getiremeyebilir endişesinden dolayı tek başına kılmaya
devam etmiştir. (Buhari, Salatü’t-Teravih, 2; Müslim,
Salatü’l-Müsafirin, 178) Efendimiz (sas)’in bundan başka teravih
namazını kıldığı ve kıldırdığıyla alakalı değişik rivayetler vardır. Bu
rivayetlerde bu namazı kaç rekat kıldığı veya kıldırdığıyla alâkalı
herhangi net bir bilgi yoktur. Ramazan ayı Kur’an, ibadet, tövbe ve
istiğfar ayıdır. Bu aya erişme nimetine nail olmuş mü’minler bunun
kadrini, kıymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki:
“Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır; ben onun gören gözü, tutan eli,
yürüyen ayağı olurum.”
Onun için sünnet olan teravih namazıyla ilgili çıkarılacak fitnelere itibar etmemek gerekmektedir.
Mükâfatını Allah verecek
Orucun
sevabı Cenâb-ı Hakk katında saklıdır. Allah Resulü şöyle buyurur:
“Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âittir. Oruç ise böyle
değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî
sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfâtını (husûsî bir
şekilde) bol bol vereceğim. Oruçlunun sevineceği iki ferâhlık vardır:
1. İftâr ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir.
2. Rabb’ine kavuştuğunda da orucu bereketiyle nâil olduğu yüksek derece için sevinir.” (Buhârî)