Bu mübarek ay, Rabb’imize yakınlaşma
adına kendine sığınacak olanları bir anne şefkatiyle semâvî kollarıyla
sımsıkı sarıyor. Evlerde tatlı bir telaşe yaşanıyor. Annelerimiz,
ablalarımız, yengelerimiz yoğun bir şekilde Ramazan faaliyetlerine
başladılar bile. Bereketli iftar sofraları için yufkalar açılıyor,
baklavalar hazırlanıyor, turşular kuruluyor, reçeller yapılıyor. Evlerin
her köşesi silinip temizleniyor ve evler, Ramazan’ı en güzel şekilde
yaşamak için hazır tutulmaya çalışılıyor. Bütün bunlar, Ramazan
süresince yapılan maddi hazırlıklar. Acaba manevi dünyamızı da Ramazan’a
hazırlıyor muyuz?
Ramazan, Cenab-ı Hakk’ın nimet ve lütuflarının
sağanak sağanak yağdığı zamanın en kıymetli dilimi. Acaba bu kutlu
fırsatı yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Allah, vicdanlarımızın
uyanması, kalblerimizin ve duygularımızın coşması adına bu günleri bir
fırsat olarak önümüze koyuyor. Peki bütün benliğimizle bu ufku yakalama
ve ruh dünyamızı Ramazan’a hazırlama adına yapmamız gerekenler neler?
Tövbe ve istiğfarı çokça yapmalı:
Evvela bu kutlu günler, öze dönme günleridir. Bu sebeple günahlarla
kirlenmiş bedenimizi temizleyip özümüze dönme adına tövbe ve istiğfarda
bulunmalıyız. Nasıl ki evlerimizi Ramazan’a hazırlarken temizliyoruz,
aynen bunun gibi öncelikle gönül evimizi temizlemeliyiz. Bunun yolu da
günahlarımızın affı adına tövbeleri kabul eden rahmeti sonsuz Rabb’imize
yana yakıla tevbe etmekten geçiyor.
Kur’an okumalıyız: Rahat
bir şekilde okuyabilmemiz için büyük boy bir Kur’an alarak,
Ramazan’daki mukabelelere devam etmeliyiz. Mukabelelere devam
edemiyorsak, kendimiz Kur’an okumayı günde bir sayfa bile olsa
alışkanlık haline getirebiliriz. Efendimiz’in (sas) ifadesiyle az da
olsa devamlı olarak Kur’an’dan günlük belirli bir sayfa takip edebilir
ve arkasından da okunan sayfanın anlaşılması adına mealini/tefsirini
okuyabiliriz.
Kitap okuyabiliriz: Gönül
dünyamızı Ramazan’ın eşsiz manevi atmosferiyle senkronize etme adına
dinî, tasavvufî ve ahlakî eserleri okuyabiliriz. Bu eserler, Efendimiz
(sas), sahabe-i kiram veya diğer İslam büyüklerinin hayatlarını anlatan
eserler olabileceği gibi, iman ve ümit tüten kitaplar da olabilir. Günün
belirli bir saatinde ailemizi de yanımıza alarak hem onlara hem de
kendimize bu eserlerden pasajlar okuyabiliriz.
Tesbihatımızı sesli yapabiliriz:
Namazlardan sonra yaptığımız tesbihatı ve cevşenleri sesli olarak
okuyabiliriz. Bu şekilde bir okuma, maneviyat dünyamızda kıvılcımlar
oluşturacak ve bizi coşturacaktır.
Teheccüd namazı kılabiliriz:
Sahur için kalktığımız gecelerde saati yarım saat daha önceye kurarak
gecemizi nurlandırma adına teheccüd namazı kılabiliriz. Gecenin zifiri
karanlığı içinde yapılan secdeler ve bu secdeleri süsleyen iki damla
gözyaşı Rabb’imize yakınlaşma adına bize ayrı bir buud kazandıracaktır.
Bu şekildeki bir uygulamayı Ramazan’dan sonra da devam ettirebiliriz.
Dua, en önemli sığınağımız: Dua
bizim en önemli sığınağımızdır. Rabb’imiz “Dua edin kabul edeyim.”
(Mü’min, 40/60) buyurarak bizleri duaya teşvik ederken, “Duanız olmasa
ne ehemmiyetiniz var” (Furkan, 25/77) buyurarak, duanın bizim için ne
kadar önemli olduğunu bildiriyor. Maddi-manevi her yönden oldukça
bunaldığımız ve duaya çok muhtaç olduğumuz şu günlerde, Allah, kapısına
gelip kulluğunu ilan eden ve kendisine el açıp yalvaranları huzurundan
boş çevirmeyecek ve maddi-manevi sıkıntılarımızın gitmesi adına önümüze
yeni yeni fırsatlar koyacaktır.