Siz ve CinseLLik ?
İçimizi
bir veriş, bir sunuş kıvancıyla doldurabildiği gibi vermeye can
attığımız armağanları eşimize sunmaktan bizi alıkoyan bir korku da
yaratabilir.
Cinsellik bize, bir kendine güven duygusu da
verebilir; bizi sıkıntıya, kaygılara da boğabilir. İstekle gerçekleşen
bir cinsel yaklaşım da vardır; çeşitli isteksizliklere karşın cinsel
ilişki kurmak da. Cinsellik kişinin gururunu okşayan bir şey de
olabilir; kişiyi utançtan utanca sürükleyen bir şey de! Cinsellik,
yatağımızı her şeyin ötesinde bir sevgiyle doldurabilir; suçluluk
duygusundan, korkudan, öfkeden doğan yumruklarıyla sevgiyi yataktan da
kovabilir.
Kendimize dikkatli bir gözle bakarsak, geçirdiğimiz
günün her saatiyle ilgili duyguların cinsel birleşmeye yansıdığını
görürüz. Öğleden sonra yaptığımız, sonuçsuz kalmış bir tartışma bizim
cinsel birleşmeye bir öfke tortusuyla yaklaşmamıza yol açabilir. Ya da
sabahleyin aldığımız bir doğum günü armağanı, bir güzel dost mektubu,
pırıltısını ve sevincini o geceki cinsel eylemimize katar. Öte yandan,
evliliğin başlangıcında ortaya çıkan ve yıllar boyu sürüp giden
anlaşmazlıkların kızgınlığı ve hıncı ile bunların etkileri kolayca
hatırlanabilir. Oysa evlenmeden, hatta birbirimizi tanımadan çok önceki
yılların birikimi olan birçok duyguların da yatağımıza sızmakta
olduğunu... bu eski duyguların bugün hâlâ yaşama ve sevme yöntemlerimize
etki yaptığını kavrayıp bunları ayrımlamak zordur.
Çocukluğumuzdan
kalma duyguları, bilerek ya da bilmeyerek, cinsel eyleme, eşimize
beslediğimiz sevgiye (ya da sevgisizliğe) yansıtmamız kabildir. Örneğin
sevginin verilebilecek, inanılabilecek bir şey olduğunu hissetmek gibi.
Bu tür duygular çocukluğumuzda ana babamızdan gördüğümüz sevgiden
kaynaklanır. Onlar bizden karşılıksız, hiçbir şey beklemeden sıcak,
sağlam bir sevgi verebilmişlerse biz de büyüyünce kurduğumuz yakın
ilişkilerde köle olmadan, kölelik beklemeden sıcak ve sağlam bir sevgi
göstermeyi başarabiliriz.
Çocukluktan kaynaklanan birçok duygu
cinsel yaşamda ve evlilikte başımıza irili ufaklı dertler açar. Bu
duygular şiddetle arzulayıp elde edemediğimiz çeşitli doyumlarla ilgili
olabilir. Çocukluğumuzda yeterince sevilip beğenilmemişsek
yetişkinliğimizde kendine güvenemeyen biri olup çıkabiliriz. Çocuklukta
son derece önemli olan sevilme arzumuza kavuşamamışsak şimdi bize
sunulan sevgiye inanıp güvenmekte güçlük çekeriz.
Çocukluğumuzun
korkuları da cinsel yaşamımızı ve evliliğimizi etkileyebilir. Bunlar,
gerçek olayların doğurduğu korkular olabildikleri gibi, çocukluk
hayallerinin yarattıktan da olabilir. Gözümüzde canlandırdığımız
dehşetli şeyler, karabasanlar, ödümüzü koparan cezalar; cinsellikle
ilgili her şeyimize suçluluk ve utanç gölgesi düşüren korkular;
kendimize olan güvenimizi sarsıp sevilmeye layık olmadığımızı bize
fısıldayan kuşkular, hep bu çocukluktan kalan tortulardır.
Küçüklüğümüzde
baş gösteren öfke ve hınçlar da yetişkinlik yaşantımıza yansıyabilir.
Kardeşlerimize, annemize, babamıza duyduğumuz kızgınlığı şimdi eşimizden
çıkartabiliriz. Bunun bilincinde değilizdir belki de. Hatta o ilk
öfkeleri çoktan unutmuşuzdur. O öfke anlarında neler duyup düşündüğümüz
de belleğimizden iyice silinmiş olabilir. Çoğumuzun anımsadığı, "Ben de
evden kaçarım o zaman pişman olurlar." düşüncesidir. Çocukların öfke
anlarında düşledikleri renkli ve heyecanlı öç alma yöntemleri
gerçekleşmediği gibi anılardan da çarçabuk silinir, gider. Ne var ki
bilinçaltında yaşarlar.
Böyle hayallerin yıllar yılı içimizde
gizli olarak yaşayabilmesi kimimize doğal, kimimize ise garip
gelecektir. Ne var ki bunlar çoktan unutulmuş oldukları halde tam cinsel
ilişki sırasında dirilip bizimle birlikte yatağa girebilirler. Bizimle
birlikte sofraya oturup eşimizle aramızdaki bir metrelik mesafeyi birkaç
kilometreye çıkartabilirler. Ufacık bir kusur piresini kocaman bir suç
devesine dönüştürebilirler. Kökü geçmişte olan bu tür duygular
bilinçdışı da olsalar cinsel eylemlerimiz sırasında bizi rahatsız
ederler.
Oysa biz burada, bugünü yaşamaktayız! Geri dönüp her
şeyi yeni baştan kurmamıza imkân yoktur. Evliliğimiz çok eski de olsa,
ancak "bugün"le işe başlayabilir, onarımı ancak "bugün"den
başlatabiliriz. Geçmişteki olayların üstünde durmanın en önemli yararı
"bugün"ümüze ve "yarın"larımıza ışık tutmalarını sağlamaktır.
|