Senden
her vazgeçişimde, artık bu sayfa tamamen kapandı dediğimde, alıştığımda
senden kalan boşluğa, tam da ileriye bakmayı beceriyorken nasıl oluyor
da canlandırıyorsun kendini? Nasıl oluyor da hissediyorsun seni
öldürmek üzere olduğumu...? bana ilginç gelen tek şey bu... Aramızda
var olan ama bugüne kadar ikimzinde çözemediği bir çekim mi var? ...
ilk gidişinde de böyle olmuştu. “tamam artık bu herşeyiyle ayrılıktır”
dediğimde çıkıvermiştin karşıma tekrar. Unutmuyorum o akşamı. Odama
çekilip kitabımı okuyorken, çalan telefona pek aldırmamıştım... “kim
olacak ki bu saatte” gibisinden şaşkınlığı belirten bir duygu
belirmişti beynimde. Açtığımda telefonu sendin karşımdaki.
“neyapıyorsun” diye sorduğunda, şaşkınlığım biraz daha artmıştı. “tam
da seni öldürmek üzereydim” diyemezdim. Sanki bir acelen varmış gibi
hızlı hızlı dökülüveriyordu ağzından sözler... “tek istediğim sensin,
deliler gibi özledim seni” dediğinde, elimdeki kitabın az önce okuduğum
bir cümlesi çarpmıştı gözüme; “Görmüyor musun? Bocalıyor insan,
aranıyor hep,yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi...” telefonum
çalmadan birkaç saniye önce okuduğum bu sözde canlanmıştın birden.
Susuyordum... Oysa sen gurur yapıp ağırdan aldığımı düşünüyordun,
çoktan pişman olmuştun söylediklerin için. Atamıyordun çünkü
“yükünü”... sana belli etmesem de heyecanlandırmştın beni. ama bu
heyecanı paylaşamazdım senle. Biliyordum çünkü yine kayıplara
karışacağını...
O kaybettiğin neşeyi, o çok eskiler de kalmış
mutluluğu özlüyordun sen aslında. Ben sana, o anlarını hatırlatmaktan
öteye gitmeyen birisiydim sadece. Bunu sen de biliyordun, başlamakla
bitirmek arasında kaldığın o sayısız günlerin, bir türlü kurtulamadığın
bu tutarsızlığın sebebi de buydu işte, sen beni değil bende
hatırladığın o eski neşeyi, o deli dolu günlerini özlüyordun... Ama
bilirsin sen; benim için ya hep ya hiçtir... ya tam vardır ya da hiç
yoktur... O yüzden beni yok sayman için elimden geleni yaptım. Bunu
içim kanaya kanaya yaptım. Mecburdum buna, çünkü ben bir saniye olsun
kalamazdım senin olduğun yerde, ben senin gel-git seanslarının içinde
mutlu olamazdım. O akşam telefonda ağzından dökülen hiçbir şeyi
yaşatamadın bana. Çünkü sen o akşam benimle değil, düşlerinle
konuşuyordun. Beni düşlerinle eşitlemek istediğinde ise hiç
başaramıyordun bunu... Başarsaydın eğer; kendini şimdilerde olduğu gibi
hatırlatmak zorunda kalmayacaktın. Belki de hiç unutulmayacaktın...
Benim
de hisettiğim bir şey var, seninkinden farklı.... sen nasıl unutulmaya-
hatırlanmamaya yüz tuttuğunda, bunu fark edip kendini birşekilde
hatırlatıyorsan; Ben de sana, sen de var olan bir şeyi hatırlatıyorum
bu günlerde. Sen pişmansın... Bunu hissediyorum. Vicdanın soluğunu
kesiyor bazı geceler... ve o, zamanında atamadığın yükün daha da artmış
gibi... yoksa neden kendini öyle yada böyle hatırlatmak zorunda kalasın
ki? her şey bitmişken... ayrılık kelimesinin hakkını tam olarak
vermişken... ve bir mucize olmadan, bir araya gelmemizin imkansız
olduğunu bile bile kendini neden hatırlatasın ki? ! işte senin belirli
aralıklarla, farklı yollarla kendini ortaya çıkarma gerekçen bu...
rahat değilsin.. istediğin gibi gitmiyor hayat. Benim bunu bildiğimi,
bunu hissettiğimi biliyorsun. Anlıyorsun bunu. Tetiktesin o yüzden. Bir
yanın o mucizenin gerçekleşmesi için duacıyken, bir yanın da (nispeten
kendi güçlü hissettiğin zamanlar) bu nasıl olsa olmaz, hayata geçmez,
hatalarımı kabullenip önüme bakmalıyım diyor. Bunu uzun bir süre
başaramazsın. Çünkü vicdan sızısı insanı kolay kolay terk etmez. O
yüzden önüne bakmayı beceremediğin her an, aklına o mucizenin
gerçekleşmesi için ettiğin dualar gelecek, tazelenecek dün'ler... ve
günden güne artan o yükünü boşaltmadıkça önüne bakamayacaksın. Baksan
bile ileriye doğru bir adım atamazsın. Çünkü tutuyorum seni! Vicdanın
oldum içine girdim. Ben olmasam bile benim duygularımdır ya da senin
yok ettiğin anlamsız kıldığın umutlarımdır her gece soluğunu kesen,
vicdanın olup içine giren.... Uykularını kemirip de kendini bana
hatırlatmana sebep olan belki de benim....? işte bu yüzden
YOKLUĞUMLA
İYİ GEÇİNMEYE BAK! .....
yARen . .
|