Nasreddin Hoca (d. 1208 — ö. 1284), 13. yüzyılda yaşamış bir halk kahramanıdır.
Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikayesi Sarı
Saltuk'un hayatını anlatan Saltukname'de bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın
şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebülhayr Rumi tarafından
Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden
toplanarak 1480
yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır.
Abdullah Efendi´de başlamış ve
tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yılında vefat ettiği
şeklindeki rivayet göz önüne alınırsa, onun, Selçuklular
devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.
Nasreddin Hoca'nın Hayatı ve Kişiliği
Nasreddin Hoca , insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya
sevk eden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı
icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki
bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub
ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir.
Fıkraları hikmetdarb-ı mesel(atasözü) gibidir. Bu bakımdan adına
uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla bir ilgisi
yoktur. Manidar latifeleri önce yakın çevresinde şifahi olarak dilden dile
dolaşmış, sonraları gitgide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliklere
uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal
edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edep sahibi bir
veli olduğunu, söz
konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkça göstermektedir. Ayrıca,
Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salihmüslüman
olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç
hadiselerin ifadesi değil, görünüşte gülünç aslında ince hikmetleri dile
getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini,
nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü
tealanın emir ve yasaklarını latif bir üslup ile bildirilmesidir.
ve ibret dolu birer bir
Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British
Museum´da. Haza Terceme-iNasreddin Efendi Rahme başlıklı
yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte
tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin
Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe
yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var, yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup
tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatihaahir ve akıbetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir.
Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir. bağışlarsa,
Hak sübhane ve teala ol kimsenin
Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile,
komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksaklıkları
düzeltmek ve onlara nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, onları
düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar,
insanı ve cemiyeti tanıyıp, onların çeşitli yönlerini incelemek için onun
latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat
yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et
son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La
Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin
Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.
Biliyorum herkes bunu okuyacak ve yazacak.