
Ey kalbim; Geçmişte
her ne kadar cefa ve çile çekmiş olsanda, şu anda hürsün, özgürsün. En
azından sevin buna. Yaşamaktan haz al biraz ne olur... Neden bu kadar
küstün her şeye? Ve neden bukadar küstü her şey sana? Sen üzülünce, sen
kırılınca gözlerimde parıldamaz oldu. Gözlerimde ki ışık senin sayende
vardı çünkü. Değermiydi basit şeyler için bu kadar yıpranmaya? Deydimi söyle, mutlu ve huzurlu olan kendini cehennem alevlerine salmaya? Siyah gözlerimi ağlatmaya Deydimi söyle? Söyle kalbim söyle... Allahım; Bana hiç bir faydası olmayan şeyler yüzünden senin bahşettiğin bu kalbi kararttım. Oysa senin için saklamalıydım onu. Göremedim rabbim... Bunca
nimetin içinde farkedemeden hep sana isyan etmişim. Senin beytin
olabilecek şu kalbi neler ve neler için hırpaladım, harap ettim. Şimdi
ise af dilemeye yüzüm yok. Ferahlamak için girdiğim suyun bataklık
olduğunu anlayamadan yıllarca yüzmüşüm o pislikte. Şimdi boynum eğik,
utangaç bir halde hakkım olmadan af kapını çalıyorum. Medet yalnız
senden. Yardım yalnız senden. Eğer affetmezsen kime giderim ben?
İçimde ki karanlığı kime şikayet edeyim rabbim? Bir hiç uğruna berbat ettiğim bu kalbi ne yapayım ben şimdi? Kim derman olur derdime senden başka? Ve kim çare bulabilir bu gaflet hastalığına?
Bu
zamana kadar hakikati göremeyen gözlerim, aslında seni görmeyi istemiş,
seni aramış yarattığın her bir zerrede. Nurunla dolmayı dileyen kalbim,
ufak kıvılcım tanelerini gerçek ışık sanıp, kendini yakacağını
bilemeden onlara aldanmış. Aşkınla yanması gereken kalbimi nelerle
kirletmişim. Şimdi bu asi kul sana geldi. Affedermisin rabbim? Ümidim var. Affet rabbim. Bağışla...
Ey nefsim! Deme 'zaman
değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş
eder. Derd-i maişetle şarhoştur.' Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya
kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor,
ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.
Şeytanın
mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmektir, ta ki
bağışlanma ve ALLAH'a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin
enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin,
adeta kusur ve günahlarından takdis etsin..
Nefsini suçlayan
kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma
dileyen ALLAH'a sığınır. ALLAH'a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur.
Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu
görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.


MAKBUL
DUALARA dair bir hadisinde, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam, yüzümüzü
Kur’ân’da zikri geçen dualara çevirir. Kur’ân’da peygamberlere ve salih
isimlere atıfla geçen bu dualar içinde, özellikle de ‘nun’ sırrıyla
‘Rabbenâ’ hitabı taşıyan, yani ‘ben’ diye değil ‘biz’ diye Rabbimize
yöneldiğimiz dualar, Muhbir-i Sâdık aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği
üzere, kabule en yakın dualar arasındadır.
Bu Kur’ânî dualar ile
dua etmeyi, en başta, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam öğretmiştir
bize. Onun namazda ettiği dualardan biri, Bakara sûresinde geçen
“Rabbenâ âtinâ” duasıdır meselâ: “Rabbimiz! Bize dünyada hasene ver,
ahirette de hasene ver ve bizi ateşin azabından koru!”
Mü’minlerin
her namazın son rekatinde, son oturuşta muhakkak yaptığı bir câmi
duadır bu. Kısacık; ama istenecek herşeyi, sakınılacak herşeyi
özetleyen bir küllî dua: “Rabbimiz, bize dünyada hasene ver, ahirette
de hasene ver ve bizi ateşin azabından koru!”
Bu küllî dua,
ahirette geçerliliği olmayan birşeyin dünya hayatı içinde de anlamı
olmadığını öğretir insana. ‘Hasene’ denilen şey, hem bu dünyada hem
ahirette karşılığı olan birşey olduğuna göre, bu dünyada makbul meta
gibi görülmekle birlikte ahirette geçersiz olan hiçbir şey ‘hasene’
değildir. Hasene odur ki, iki dünyada da geçerliliği olsun, iki dünyada
da karşılığı bulunsun.
Tek başına bu kısacık Kur’ânî duanın
dünya-ahiret dengesi ve bu dünyanın ‘ahiretin mezraası’ olarak
yaşanması açısından verdiği dersi yıllar önce ‘dünyevîleşmeci’ bir
‘hutbe’nin hüznünü içimde taşıdığım bir hengâmda öğretmişti Rabbim
bana. Kur’ân Okumaları’nin birinci kitabına “Hangisi hasene?”
başlığıyla yazmış olduğumuz yazı, bu hüznün ve arayışın meyvesiydi.
Gelin
görün ki, bu duanın içinde geçtiği sûrenin önceki ve sonraki
âyetleriyle irtibatından bunca senedir aklımı ve kalbimi mahrum
ettiğimi görmüş olmanın hüznünü, ve ancak şimdilerde de olsa bu
irtibatı farketmiş olmanın tesellisini yaşıyorum şu günlerde. Bu
Kur’ânî duanın yeni farkettiğim bu veçhesi ise, bir ‘umre hatırası’
olarak, umulur ki aklımızdan hiç silinmesin.
Tavâf esnasında bu
duanın okunduğunu evvelce öğrenmişliğime mukabil, tavafın her şavtının
en sonunda bu duanın yapılıyor olduğunu Rabbim yaşatarak öğretti bize.
İlerleyen günler içinde, tavaf esnasında bu duanın yapılıyor oluşunun
ardındaki bir sırrı daha keşfetmeyi mümkün kıldı. Sonra, bu duanın
öğretildiği âyetin bir öncesindeki âyetin de farkına varmamı...
Manidardır,
her namazın sonunda okuduğumuz ve tavafın her şavtının sonunda tekrar
edilen bu dua, Bakara sûresinde, hac ve umreye dair âyetlerin içinde
geçiyor. Sûrenin 196-203. âyetleri doğrudan hac ve umreyle ilgili ve
âlemlerin Rabbi 201. âyetle mü’minlere bu duayı öğretiyor. Âlemlerin
Rabbi, ‘insanlardan bazıları’nın böyle dua ettiğini bildirdiği ilgili
âyetten sonraki âyette ise, “İşte bunlara, kazandıklarından nasipleri
vardır. Hiç şüphesiz Allah’ın hesabı seridir” buyurarak, bu duanın
O’nun katında makbuliyetini bildiriyor.
Ama öncesi de var. Hac
ve umreye dair bu âyetlerin ortasında yer alan bu duanın hemen
öncesindeki âyetten öğrendiğimize göre, “İnsanlardan bazıları
‘Rabbimiz! Bize dünyada ver!’ derler. Fakat onların ahirette hiçbir
payları yoktur.”
Bu durum da gösteriyor ki, yalnızca Allah’a
‘dua’ ediyor olmamız yetmiyor; Allah’tan ne yönde ve ne için dua
ettiğimize de bakmamız gerekiyor.
Yine bu durum gösteriyor ki,
insan hac gibi küllî bir ubudiyete, umre gibi bir ubudiyet talimine,
tavaf gibi bir büyük ubudiyet sırrına dahil olma çabası içerisinde dahi
işin içinde dünyalık derdini, dünya hesabını dahil edebilir. Allah’ı ve
ahireti hatırlaması gereken bir zemini dünyalık talebinin zeminine
dönüştürebilir. Bir büyük ahiret tarlasından sırf dünyalık devşirme
çabasına girişebilir.
Açıkçası, hac ve umreyle ilgili âyetlerin
tam ortasında insanlardan bazıları “Rabbimiz! Bize dünyada ver!” diye
dua ettiklerini, ama onların ahiretten bir nasibi olmayacağını
bildirmekle, âlemlerin Rabbi ubudiyeti dahi ‘dünya için, dünyalık
umarak, dünya talebiyle’ isteme gibi bir arızaya karşı bizi uyarıyor.
Hac gibi küllî bir ibadet için yola koyulurken dahi dünyalık talebiyle
niyetlerin ifsad olunabildiğine dikkat çekerek, niyetlerimizi iki
dünyada da makbul ‘hasene’lere çeviriyor.
Sözün kısası,
“Dualarınıza dikkat edin; gerçekleşebilirler” diyen bir bilge adamın
dikkat çektiği üzere, dualarımıza dikkat etmemiz gerek. Allah dualara
cevap veriyor; hele ki hac gibi büyük bir ubudiyet zemininde edilen
duaları geri çevirmiyor. Ama bakmak gerekiyor: Oralara kadar gelip de,
Beyt’inin karşısında ne istiyoruz Rabbimizden?
İsteyene, istediği verilecek.
İstediğimiz sırf dünyalık ise, korkalım ki, bize dünyada verilecek; ama ahirette nasibimiz olmayacak...
İstediğimiz
iki dünyada da geçer akçe olacak ‘hasene’ler ise ve sakındığımız
‘ateşin azabı’ ise eğer; aldığımız yol ve ettiğimiz dua bir anlam ifade
edecek...
Velhasıl, hepimizin bunca yıllık hayat tecrübemiz
içinde bizzat gördüğümüz bir gerçek var karşımızda: Neyin duasını
ettiyse ona erişir insan. Makam isteyene makam, servet isteyene servet,
şöhret isteyene şöhret, araba isteyene araba, ev isteyene ev, dünya
isteyene dünya, ilim isteyene ilim, hikmet isteyene hikmet, takva
isteyene takva... İnsanoğlu her neyi istemişse, hayat yolu o yöne
sevkedilir; her neyi ıztırar lisanıyla talep etmişse, ona o verilir.
Dolayısıyla, ‘dua etmek’ kadar önemli olan, edilen duanın yönü ve
içeriğidir.
O halde, ey Rabbimiz! Bize dünyada da hasene var, ahirette de hasene ver. Bizi ateşin azabından koru!
Ey Rabbim Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana ait, Bizim söylediklerimiz, Söyleyemediklerimiz, Söyleyeceklerimiz, İçimizde sakladıklarımız, Suskun bıraktıklarımız,
Terk ettiklerimiz, Unuttuklarımız, Fısıldadıklarımız, Hepsi, hepsi, sözlerin hepsi! Ancak sana yöneldiği için güzeldir. Şüphesiz duayı dilimize veren sensin, Dilimizi duaya çeviren sensin, Sözlerin en güzeli sana aittir, Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir.Ey Rabbim, Ebediyen bana yakınlığını tattırdığın için, Bana vahyettiğin tüm gerçekler için, Bani hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için, Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için, Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için, Umuduma katık ettiğin tüm hayallerim için, En sevgilini bana elçi gönderdiğin için, Ey sevgili, Beni aşkına muhatap ettiğin için Sonsuz hamd sana Sonsuz minnettarlık sana Sonsuz minnet sana Sonsuz şükür sana Sonsuz teşekkür sana…
Ey Rabbim, Tut elimden sonsuz kudret elinle, Beni hiçliğe düşmekten alıkoy, Unutulmuşluktan uzak eyle beni, Varlığına komşu eyle beni, Ben acizim dayanağım sensin, Fakirim ben sığınağım sensin, Dilsizim sözüm sensin, Körüm ben gören sensin, Sağırım, ki sen işitensin…
Ey Rabbim, Sözlerin en güzeli sana aittir. Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir. Bu kırık dökük sözlerimi, Bu perişan hitabımı, Sen kabul eyle, Sen güzelleştir. Ki sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya! Aşkın semasına uçurmuştun ya beni, Elimi sen dokumuştun ya, Hani ele avuca gelmez dokunuşları sen bahşetmiştin ya bana, Gözüme kendi nazarında ışıklar vermiştin ya, Gözle görülür güzellikler vermiştin ya bana, Yüzüme tebessümü sen giydirmiştin ya, Tebessümüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma…
Ey Rabbim, Yoktum ben sen varettin! Unutulmuştum. Ki sen sevdin, Sevdiğin için varettin. Bir sen sevdiğin için var edildim. Bir sen beni andığın için ihya edildim. Öyle ise, Ey Rabbim! Varlığımı aşkına armağan eyle, Yak beni aşkının ateşinde, Al beni bu rüyadan, Al beni bu dünyadan, Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle…
Ey Rabbim! Bütün güzel sözler sana söylemekle güzeldir. Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi, Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı, Kabul eyle beni, Kabul eyle sözlerimi, Suskunluğumu, Dilsizliğim, En güzel dua eyle, Dua eyle dilsizliğimi, Dua eyle suskunluğumu, En güzel dua eyle, Ki sözlerin en güzeli sana hitap etmekle güzeldir. Dua eyle sözlerimi, Güzel eyle… Güzel eyle…
AMİN AMİN AMİN.......

Bismillahirrahmanirrahim. ..
"Asr"a yamin olsun kı; insanlar husrandadır. Ancak, iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine Hakkı ve sabrı tavsiye edenler mustesna! (Asr Suresi) Ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan yüzümüzü ağartacak nesiller ver. Bizi muttakilere önder olanlardan eyle! Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru! Rabbimiz günahlarımızı bağışla, unuttuklarımızı ört ve bize iyilerle beraber ölmeyi nasib et! Rabbimiz bize Rasullerine vadettiklerini ver ve kıyamet günü kovulanlardan eyleme! Sen sözünden asla caymazsın! Rabimiz biz nefislerimize zulmettik, eğere sen bize acımazsan ve bize merhamer etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz! Rabbimiz bizi zalimlerden eyleme! Rabimiz bizimle kavmimizin arasını Hak ile aç, sen fatihlerin en hayırlısısın! Rabbimiz üstümüze sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al! Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesine düşürme ve rahmetinle kafirlerin elinden kurtar! Rabbimiz sen gizlediklerimizi de açıkladıklarımızıda bilirsin. Yeryüzünde ve gökyüzünde Allaha gizli olan birşey yoktur! Rabbimiz bize kendi katından bir rahmet ve davamızda zafer ver! Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (davanda) sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et!
Rabbimiz sen rahmetinle ve ilminle herşeyi kuşattın, tevbe ederek senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru! Rabbimiz onları ve babalarından eşlerinden ve çocuklarından salih olanları vadettiğin Adn cennetine koy, muhakkak sen aziz ve hakimsin! Rabbimiz bizden azabı uzaklaştır, biz müminiz! Rabbimiz bizi ve imanda bizden önce olan kardeşlerimizi bağışla, iman edenlere karşı kalbizmizde en ufak bir kin bırakma, Rabbimiz sen raufsun rahimsin! Rabbimiz sana tevekkül ettik, sana yöneldik ve dönüşümüzde sanadır! Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, sen her şeye kadirsin! Rabbimiz unuttuklarımızdan ve hatalarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma! Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler bize yükleme! Rabbimiz gücümüzün yetmeyeceği şeyleri bize yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et, sen mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et! Rabbimiz hidayete erdikten sonra kalblerimizi kaydırma, bize kendı katından bir rahmet ver, sen Vehhabsın! Rabbimiz günahlarımızı ve israfşarımızı bağışla, ayaklarımızı (davanda) sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et! Rabbimiz sen kimi ateşe koyduysan o mahvolmuştur, zalimlerin yardımcısı yoktur! Rabbimiz biz "Rabbinize iman edin" diye çağıran bir davetçiye uyduk ve iman ettik!
AMİN, AMİN, AMİN!
yARen
|