ChatGüLü

ResimLer

Forum

Videolar

Cinsellik

Arama Yap

Rejim

KategoriLer

Ana Sayfa
BurçLar
Aska Dair
BilmeceLer
CinseLLik
IRc KomutLarı
FilmLer
FıkraLar
GüzeL SözLer
HaberLer
HikayeLer
Kadinca
Msn Messenger
ÖdevLer
ProgramLar
ResimLer
Rüya TabirLeri
SagLık
VideoLar
Yemek Tarifi
Sarkı SözLeri
SiirLer
isLami
Müzik iNdiR
Doviz KurLarı

 Amin Amin Amin . .

   

Okunma

1076

 
Ey kalbim;
Geçmişte her ne kadar cefa ve çile çekmiş olsanda, şu anda hürsün, özgürsün. En azından sevin buna. Yaşamaktan haz al biraz ne olur... Neden bu kadar küstün her şeye? Ve neden bukadar küstü her şey sana? Sen üzülünce, sen kırılınca gözlerimde parıldamaz oldu. Gözlerimde ki ışık senin sayende vardı çünkü.
Değermiydi basit şeyler için bu kadar yıpranmaya?
Deydimi söyle, mutlu ve huzurlu olan kendini cehennem alevlerine salmaya?
Siyah gözlerimi ağlatmaya
Deydimi söyle?
Söyle kalbim söyle...
Allahım;
Bana hiç bir faydası olmayan şeyler yüzünden senin bahşettiğin bu kalbi kararttım. Oysa senin için saklamalıydım onu.
Göremedim rabbim...
Bunca nimetin içinde farkedemeden hep sana isyan etmişim. Senin beytin olabilecek şu kalbi neler ve neler için hırpaladım, harap ettim. Şimdi ise af dilemeye yüzüm yok. Ferahlamak için girdiğim suyun bataklık olduğunu anlayamadan yıllarca yüzmüşüm o pislikte. Şimdi boynum eğik, utangaç bir halde hakkım olmadan af kapını çalıyorum. Medet yalnız senden. Yardım yalnız senden. Eğer affetmezsen kime giderim ben?

İçimde ki karanlığı kime şikayet edeyim rabbim?
Bir hiç uğruna berbat ettiğim bu kalbi ne yapayım ben şimdi?
Kim derman olur derdime senden başka?
Ve kim çare bulabilir bu gaflet hastalığına?

Bu zamana kadar hakikati göremeyen gözlerim, aslında seni görmeyi istemiş, seni aramış yarattığın her bir zerrede. Nurunla dolmayı dileyen kalbim, ufak kıvılcım tanelerini gerçek ışık sanıp, kendini yakacağını bilemeden onlara aldanmış. Aşkınla yanması gereken kalbimi nelerle kirletmişim.
Şimdi bu asi kul sana geldi.
Affedermisin rabbim?
Ümidim var.
Affet rabbim.
Bağışla...

Ey nefsim! Deme 'zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle şarhoştur.' Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.

Şeytanın mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmektir, ta ki bağışlanma ve ALLAH'a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta kusur ve günahlarından takdis etsin..

Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma dileyen ALLAH'a sığınır. ALLAH'a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.












MAKBUL DUALARA dair bir hadisinde, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam, yüzümüzü Kur’ân’da zikri geçen dualara çevirir. Kur’ân’da peygamberlere ve salih isimlere atıfla geçen bu dualar içinde, özellikle de ‘nun’ sırrıyla ‘Rabbenâ’ hitabı taşıyan, yani ‘ben’ diye değil ‘biz’ diye Rabbimize yöneldiğimiz dualar, Muhbir-i Sâdık aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği üzere, kabule en yakın dualar arasındadır.

Bu Kur’ânî dualar ile dua etmeyi, en başta, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam öğretmiştir bize. Onun namazda ettiği dualardan biri, Bakara sûresinde geçen “Rabbenâ âtinâ” duasıdır meselâ: “Rabbimiz! Bize dünyada hasene ver, ahirette de hasene ver ve bizi ateşin azabından koru!”

Mü’minlerin her namazın son rekatinde, son oturuşta muhakkak yaptığı bir câmi duadır bu. Kısacık; ama istenecek herşeyi, sakınılacak herşeyi özetleyen bir küllî dua: “Rabbimiz, bize dünyada hasene ver, ahirette de hasene ver ve bizi ateşin azabından koru!”

Bu küllî dua, ahirette geçerliliği olmayan birşeyin dünya hayatı içinde de anlamı olmadığını öğretir insana. ‘Hasene’ denilen şey, hem bu dünyada hem ahirette karşılığı olan birşey olduğuna göre, bu dünyada makbul meta gibi görülmekle birlikte ahirette geçersiz olan hiçbir şey ‘hasene’ değildir. Hasene odur ki, iki dünyada da geçerliliği olsun, iki dünyada da karşılığı bulunsun.

Tek başına bu kısacık Kur’ânî duanın dünya-ahiret dengesi ve bu dünyanın ‘ahiretin mezraası’ olarak yaşanması açısından verdiği dersi yıllar önce ‘dünyevîleşmeci’ bir ‘hutbe’nin hüznünü içimde taşıdığım bir hengâmda öğretmişti Rabbim bana. Kur’ân Okumaları’nin birinci kitabına “Hangisi hasene?” başlığıyla yazmış olduğumuz yazı, bu hüznün ve arayışın meyvesiydi.

Gelin görün ki, bu duanın içinde geçtiği sûrenin önceki ve sonraki âyetleriyle irtibatından bunca senedir aklımı ve kalbimi mahrum ettiğimi görmüş olmanın hüznünü, ve ancak şimdilerde de olsa bu irtibatı farketmiş olmanın tesellisini yaşıyorum şu günlerde. Bu Kur’ânî duanın yeni farkettiğim bu veçhesi ise, bir ‘umre hatırası’ olarak, umulur ki aklımızdan hiç silinmesin.

Tavâf esnasında bu duanın okunduğunu evvelce öğrenmişliğime mukabil, tavafın her şavtının en sonunda bu duanın yapılıyor olduğunu Rabbim yaşatarak öğretti bize. İlerleyen günler içinde, tavaf esnasında bu duanın yapılıyor oluşunun ardındaki bir sırrı daha keşfetmeyi mümkün kıldı. Sonra, bu duanın öğretildiği âyetin bir öncesindeki âyetin de farkına varmamı...

Manidardır, her namazın sonunda okuduğumuz ve tavafın her şavtının sonunda tekrar edilen bu dua, Bakara sûresinde, hac ve umreye dair âyetlerin içinde geçiyor. Sûrenin 196-203. âyetleri doğrudan hac ve umreyle ilgili ve âlemlerin Rabbi 201. âyetle mü’minlere bu duayı öğretiyor. Âlemlerin Rabbi, ‘insanlardan bazıları’nın böyle dua ettiğini bildirdiği ilgili âyetten sonraki âyette ise, “İşte bunlara, kazandıklarından nasipleri vardır. Hiç şüphesiz Allah’ın hesabı seridir” buyurarak, bu duanın O’nun katında makbuliyetini bildiriyor.

Ama öncesi de var. Hac ve umreye dair bu âyetlerin ortasında yer alan bu duanın hemen öncesindeki âyetten öğrendiğimize göre, “İnsanlardan bazıları ‘Rabbimiz! Bize dünyada ver!’ derler. Fakat onların ahirette hiçbir payları yoktur.”

Bu durum da gösteriyor ki, yalnızca Allah’a ‘dua’ ediyor olmamız yetmiyor; Allah’tan ne yönde ve ne için dua ettiğimize de bakmamız gerekiyor.

Yine bu durum gösteriyor ki, insan hac gibi küllî bir ubudiyete, umre gibi bir ubudiyet talimine, tavaf gibi bir büyük ubudiyet sırrına dahil olma çabası içerisinde dahi işin içinde dünyalık derdini, dünya hesabını dahil edebilir. Allah’ı ve ahireti hatırlaması gereken bir zemini dünyalık talebinin zeminine dönüştürebilir. Bir büyük ahiret tarlasından sırf dünyalık devşirme çabasına girişebilir.

Açıkçası, hac ve umreyle ilgili âyetlerin tam ortasında insanlardan bazıları “Rabbimiz! Bize dünyada ver!” diye dua ettiklerini, ama onların ahiretten bir nasibi olmayacağını bildirmekle, âlemlerin Rabbi ubudiyeti dahi ‘dünya için, dünyalık umarak, dünya talebiyle’ isteme gibi bir arızaya karşı bizi uyarıyor. Hac gibi küllî bir ibadet için yola koyulurken dahi dünyalık talebiyle niyetlerin ifsad olunabildiğine dikkat çekerek, niyetlerimizi iki dünyada da makbul ‘hasene’lere çeviriyor.

Sözün kısası, “Dualarınıza dikkat edin; gerçekleşebilirler” diyen bir bilge adamın dikkat çektiği üzere, dualarımıza dikkat etmemiz gerek. Allah dualara cevap veriyor; hele ki hac gibi büyük bir ubudiyet zemininde edilen duaları geri çevirmiyor. Ama bakmak gerekiyor: Oralara kadar gelip de, Beyt’inin karşısında ne istiyoruz Rabbimizden?

İsteyene, istediği verilecek.

İstediğimiz sırf dünyalık ise, korkalım ki, bize dünyada verilecek; ama ahirette nasibimiz olmayacak...

İstediğimiz iki dünyada da geçer akçe olacak ‘hasene’ler ise ve sakındığımız ‘ateşin azabı’ ise eğer; aldığımız yol ve ettiğimiz dua bir anlam ifade edecek...

Velhasıl, hepimizin bunca yıllık hayat tecrübemiz içinde bizzat gördüğümüz bir gerçek var karşımızda: Neyin duasını ettiyse ona erişir insan. Makam isteyene makam, servet isteyene servet, şöhret isteyene şöhret, araba isteyene araba, ev isteyene ev, dünya isteyene dünya, ilim isteyene ilim, hikmet isteyene hikmet, takva isteyene takva... İnsanoğlu her neyi istemişse, hayat yolu o yöne sevkedilir; her neyi ıztırar lisanıyla talep etmişse, ona o verilir. Dolayısıyla, ‘dua etmek’ kadar önemli olan, edilen duanın yönü ve içeriğidir.

O halde, ey Rabbimiz! Bize dünyada da hasene var, ahirette de hasene ver. Bizi ateşin azabından koru!




Ey Rabbim
Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana ait,
Bizim söylediklerimiz,
Söyleyemediklerimiz,
Söyleyeceklerimiz,
İçimizde sakladıklarımız,
Suskun bıraktıklarımız,

Terk ettiklerimiz,
Unuttuklarımız,
Fısıldadıklarımız,
Hepsi, hepsi, sözlerin hepsi!
Ancak sana yöneldiği için güzeldir.
Şüphesiz duayı dilimize veren sensin,
Dilimizi duaya çeviren sensin,
Sözlerin en güzeli sana aittir,
Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir.Ey Rabbim,
Ebediyen bana yakınlığını tattırdığın için,
Bana vahyettiğin tüm gerçekler için,
Bani hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için,
Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için,
Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için,
Umuduma katık ettiğin tüm hayallerim için,
En sevgilini bana elçi gönderdiğin için,
Ey sevgili,
Beni aşkına muhatap ettiğin için
Sonsuz hamd sana
Sonsuz minnettarlık sana
Sonsuz minnet sana
Sonsuz şükür sana
Sonsuz teşekkür sana…

Ey Rabbim,
Tut elimden sonsuz kudret elinle,
Beni hiçliğe düşmekten alıkoy,
Unutulmuşluktan uzak eyle beni,
Varlığına komşu eyle beni,
Ben acizim dayanağım sensin,
Fakirim ben sığınağım sensin,
Dilsizim sözüm sensin,
Körüm ben gören sensin,
Sağırım, ki sen işitensin…

Ey Rabbim,
Sözlerin en güzeli sana aittir.
Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir.
Bu kırık dökük sözlerimi,
Bu perişan hitabımı,
Sen kabul eyle,
Sen güzelleştir.
Ki sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya!
Aşkın semasına uçurmuştun ya beni,
Elimi sen dokumuştun ya,
Hani ele avuca gelmez dokunuşları sen bahşetmiştin ya bana,
Gözüme kendi nazarında ışıklar vermiştin ya,
Gözle görülür güzellikler vermiştin ya bana,
Yüzüme tebessümü sen giydirmiştin ya,
Tebessümüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma…

Ey Rabbim,
Yoktum ben sen varettin!
Unutulmuştum. Ki sen sevdin,
Sevdiğin için varettin.
Bir sen sevdiğin için var edildim.
Bir sen beni andığın için ihya edildim.
Öyle ise,
Ey Rabbim!
Varlığımı aşkına armağan eyle,
Yak beni aşkının ateşinde,
Al beni bu rüyadan,
Al beni bu dünyadan,
Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle…

Ey Rabbim!
Bütün güzel sözler sana söylemekle güzeldir.
Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi,
Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı,
Kabul eyle beni,
Kabul eyle sözlerimi,
Suskunluğumu,
Dilsizliğim,
En güzel dua eyle,
Dua eyle dilsizliğimi,
Dua eyle suskunluğumu,
En güzel dua eyle,
Ki sözlerin en güzeli sana hitap etmekle güzeldir.
Dua eyle sözlerimi,
Güzel eyle…
Güzel eyle…

AMİN AMİN AMİN.......


Bismillahirrahmanirrahim. ..

 

"Asr"a yamin olsun kı; insanlar husrandadır. Ancak,
iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine Hakkı ve sabrı tavsiye
edenler mustesna! (Asr Suresi)
 
Ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan yüzümüzü ağartacak nesiller
ver. Bizi muttakilere önder olanlardan eyle!
 
Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru!
 
Rabbimiz günahlarımızı bağışla, unuttuklarımızı ört ve bize iyilerle beraber
ölmeyi nasib et!
 
Rabbimiz bize Rasullerine vadettiklerini ver ve kıyamet günü kovulanlardan
eyleme! Sen sözünden asla caymazsın!
 
Rabimiz biz nefislerimize zulmettik, eğere sen bize acımazsan ve bize
merhamer etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz!
 
Rabbimiz bizi zalimlerden eyleme!
 
Rabimiz bizimle kavmimizin arasını Hak ile aç, sen fatihlerin en
hayırlısısın!
 
Rabbimiz üstümüze sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al!
 
Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesine düşürme ve rahmetinle kafirlerin elinden
kurtar!
 
Rabbimiz sen gizlediklerimizi de açıkladıklarımızıda bilirsin. Yeryüzünde ve
gökyüzünde Allaha gizli olan birşey yoktur!
 
Rabbimiz bize kendi katından bir rahmet ve davamızda zafer ver!
 
Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (davanda) sabit kıl, kafirlere
karşı bize yardım et!

Rabbimiz sen rahmetinle ve ilminle herşeyi kuşattın, tevbe ederek senin
yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru!
 
Rabbimiz onları ve babalarından eşlerinden ve çocuklarından salih olanları
vadettiğin Adn cennetine koy, muhakkak sen aziz ve hakimsin!
 
Rabbimiz bizden azabı uzaklaştır, biz müminiz!
 
Rabbimiz bizi ve imanda bizden önce olan kardeşlerimizi bağışla, iman
edenlere karşı kalbizmizde en ufak bir kin bırakma, Rabbimiz sen raufsun
rahimsin!
 
Rabbimiz sana tevekkül ettik, sana yöneldik ve dönüşümüzde sanadır!
 
Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, sen her şeye kadirsin!
 
Rabbimiz unuttuklarımızdan ve hatalarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma!
 
Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler bize yükleme!
 
Rabbimiz gücümüzün yetmeyeceği şeyleri bize yükleme, bizi affet, bizi
bağışla, bize merhamet et, sen mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et!
 
Rabbimiz hidayete erdikten sonra kalblerimizi kaydırma, bize kendı katından
bir rahmet ver, sen Vehhabsın!
 
Rabbimiz günahlarımızı ve israfşarımızı bağışla, ayaklarımızı (davanda)
sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et!
 
Rabbimiz sen kimi ateşe koyduysan o mahvolmuştur, zalimlerin yardımcısı
yoktur!
 
Rabbimiz biz "Rabbinize iman edin" diye çağıran bir davetçiye uyduk ve iman
ettik!

AMİN, AMİN, AMİN!




yARen


Benzer Konular  
AcIyI aSk`a yAmA yAptIm . . .


Betül Demir - Mıknatıs 2011


Yıldırım Caner Bu Aşk Dokuz CanLı öLmüyor Dayı iNdiR


GönüL Turgut Aşkı Sende BuLdum


Yüksek Sadakat Ben Seni Arayamam


19 Mayıs Şiiri


19 Mayıs 1919


Ahh Verdiğimiz YanLış Kararlar


Can YüceL - AnLadım Şiir SözLeri


Can YüceL - AnLadım Şiiri video


Sohbet Girişi

 

Nick

 

Sifre

Şifreniz Yoksa Boş Bırakın

 
 
      

 

 

Sohbet - Chat Kanalı - Chat - Chat Kanalları Rejim Rejimdiyetci.com

Copyright © 2009 Tüm HakLarı SakLıdır Turkiye Ajans İnternet Hizmetleri

sohbet