Çanakkale SavaŞı 18 Martın Önemi

Çanakkale SavaŞı, I. Dünya SavaŞı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir. İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu'nun baŞkenti konumundaki İstanbul'u alarak boğazların kontrolünü ele geçirmek, Rusya'yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden birini savaŞ dıŞı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı'na girmiŞlerdir. Ancak saldırıları baŞarısız olmuŞ ve İtilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kalmıŞlardır. SavaŞ sonucundan iki taraf da çok ağır kayıplar vermiŞtir.

 

Çanakkale SavaŞı'nın Nedenleri

Osmanlı İmparatorluğu 2 Ağustos 1914 tarihinde Alman İmparatorluğu ile İttifak Devletleri safında yer almak üzere bir antlaŞma  imzalamıŞtı. Ancak bu antlaŞma, savaŞ hazırlıkları henüz baŞlamadığı için
gizli tutulmuŞtu. Osmanlı İmparatorluğu bu antlaŞmanın hemen ertesinde
seferberlik hazırlıklarına baŞlamıŞtı. Aynı zamanda Osmanlı
İmparatorluğu, "silahlı tarafsızlığını" ilan etmiŞtir.

Akdeniz’de Kraliyet Donanması önünden çekilen AlmanGoeben muharebe gemisi ve Breslau ağır kruvazörünin
Amiral Sukon komutasında 10 Ağustos 1914 günü Çanakkale Boğazı’nı
geçerek İstanbul’a gelmeleri büyük bir gerginlik yaratmıŞtı, çünkü
Osmanlı İmparatorluğu, Boğazlar AntlaŞması
gereği boğazları tüm savaŞ gemilerine kapalı tutmak durumundaydı. Alman
Donanması’na bağlı bu gemilerin Boğazdan geçiŞine izin vermek savaŞ
nedeni sayılacaktı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, bu gemilerin
Almanya’dan satın alındığını açıklayarak gerginliği ertelemiŞtir. Söz
konusu gemiler 16 Ağustos 1914 tarihinde Yavuz ve Midilli adlarıyla Osmanlı Donanması’na katılmıŞlardı. Bu gemilerdeki Alman mürettebat, Osmanlı Donanması’na ait subay ve erat üniformaları giyerek gemilerdeki görevlerini sürdürmüŞler, Amiral Souchon ise Osmanlı Donanması Komutanlığı’na getirilmiŞti. Böylece Almanya, yakın gelecekte Rus
limanlarına karŞı kullanılmak için iki büyük silahını Akdeniz'den
geçirerek Karadeniz'in hemen yakınına atmıŞ olmaktadır. Bu silahlar Ekim
1914 ayında hem Rus limanlarını vurmak için, hem de Osmanlı İmparatorluğu'nu bir oldu bittiye getirerek savaŞın içine çekmekte kullanılacaktır.

Yavuz ve Midilli Olayı : Zeynep aka de içinde bulunduğu bir
Osmanlı filosunun Amiral Souchon komutasında 27 Ekim 1914 günü Karadeniz
kıyılarındaki Rus limanlarını bombalamaları ardından hem Rusya
İmparatorluğu hem de BirleŞik Krallık, Osmanlı İmparatorluğu’na savaŞ
ilan etmiŞtir.

Batı Cephesi’nde
1914 yılının Eylül ayı sonlarında Alman orduları, açısından Batı
Cephesi’ndeki savaŞın kısa sürede bitmeyeceği anlamına geliyordu. Oysa
Alman savaŞ planı (Schlieffen Planı),
ilk adımda Batı Cephesi’nde kısa sürede Fransız-İngiliz kuvvetlerinin
yenilgiye uğratılması, ikinci adımda ise tüm kuvvetlerin Doğu’ya
kaydırılarak Rusya’nın savaŞ dıŞı bırakılması esasına dayanıyordu.
Schlieffen Planındaki bu sapma ardından Almanya, önce Rusya’yı savaŞ
dıŞı bırakmak, Doğu’da serbest kalan kuvvetleri ile Batı Cephesi’ne
yeniden yüklenmek istemiŞti. Osmanlı 3. Ordu'sunun Kafkasya bölgesindeki

Kasım – 1914 ayı baŞlarındaki taarruzları bu planın hazırlık aŞamalarından biriydi.

SavaŞın AŞamaları

Deniz muharebeleri :

“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düŞüncesiyle hareket eden
İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına
inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu
komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın
Şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi.
Tarihinde hiçbir yenilgi almamıŞ olan İngiliz donanmasının silah,
teknoloji ve baŞarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez
donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını
oluŞturuyordu. Bu donanmaya karŞı gelebilecek hiçbir güç düŞünülemezdi.
Hele ki yıpranmıŞ, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan
Osmanlı, bu armada ile asla baŞ edemezdi. İtilaf Devletleri’nin deniz
harekatı 19 şubat 1915’te baŞladı. 13 Mart 1915’e kadar düŞman gemileri
tabyaları top ateŞine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol
açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düŞman
kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karŞılık almaları bu iŞin o kadar
da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi
atıŞının ardından çok da büyük bir geliŞme elde edilememiŞti.

İtilaf devletleri, kısa bir aranın ardından bir sonraki saldırıyı 18 Mart'ta
gerçekleŞtirmiŞlerdir. Hedef, Çanakkale Boğazı'nın sadece 1 mil
geniŞliğindeki en dar noktasıdır. Amiral John de Robeck komutasındaki
aŞağı yukarı en az 16 savaŞ gemilik dev donanma Çanakkale'yi geçmeye
kalkmıŞtır. Ancak her gemi Nusret Mayın Gemisi HMS Ocean, HMS Irresistible ve Fransız Bouvet adlı üç zırhlıyı batırmıŞtır. Ayrıca İngiliz Inflexible ve Fransız savaŞ gemileri SuffrenGaulois
çok ağır bir Şekilde hasar almıŞtır. + 18 Mart’a kadar geçen bu dönemde
boğazın giriŞinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul
tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip
edilmiŞti. Boğaza giriŞ kapıları aralanmıŞ ama hala ilerde olacaklar
belirsizdi.

adlı Osmanlı mayın gemisinin boğazın Asya tarafına yerleŞtirdiği deniz
mayınları tarafından hasar almıŞtır. Bazı balıkçılar, İngilizler
tarafından mayın toplama iŞiyle görevlendirilmiŞtir; ama Osmanlı
ordusunun açtığı top atıŞlarıyla korkarak kaçmıŞlar, mayınlara
dokunulmamıŞtır. Yerinde kalmıŞ bu mayınlar İngiliz ve

– Sonuç olarak, 18 Mart 1915'te, deniz mayınları ve kıyılardaki
Osmanlı topçu bataryalarının isabetli atıŞları denizden geçiŞin mümkün
olmayacağını göstermiŞ, İtilaf Devletleri Gelibolu Yarımadası'na asker
çıkararak Boğaz topçu bataryalarını etkisiz hale getirmeyi
hedeflemiŞtir. + Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda
neyle karŞılaŞacağını bilmiyordu.

– Gelibolu Yarımadasında Müttefik çıkarmaları yarımadanın güney bölümündeki altı kumsala, iki cephede yapılmıŞtır. Seddülbahir Cephesi’ne Britanya 29. Tümeni ile Fransız Kolordusu (Fransız Doğu Sefer Kuvveti) çıkarma yaparken Arıburnu Cephesi’nde ise Anzaklar İskenderiye'den getirilecek olan Hint Tugayı, muhtemelen Seddülbahir Cephesi'nde kullanılmak üzere ordu ihtiyatını oluŞturacaktı. Kolordusu çıkarma yapmıŞtır. Bu beŞ tümene ek olarak bir hafta içinde

Plana göre; 18 Mart sabahı 2 deniz tümeninden oluŞan düŞman filosu
boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluŞan 1. Tümen bizzat
Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve
Inflexible muharebe kruvazöründe oluŞan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan
içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaŞ alanını tanıyorlardı.
Planlanan noktaya ulaŞıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli
Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible
hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A SavaŞ Hattı” olarak
adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya baŞlandı ve 11.30’da merkez
tabyalarına ateŞ baŞladı.

Bu arada düŞman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateŞ
hattına da girmiŞlerdi. Obüslerden üstlerine ateŞ yağıyordu. Yine de
mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaŞ gemilerine karŞılık
veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu
Hamidiye ateŞ almıŞtı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte
komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört
Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe
gemisinden oluŞuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket
geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. YavaŞ yavaŞ yaklaŞan gemiler bu
cesurane ilerleyiŞlerinde Türk bataryalarından düŞen mermi ateŞi altında
B hattına vardılar. şiddetli yapılan karŞılıklı çatıŞmalarda aradaki
bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateŞe devam ediyorlardı. 900
yarda kadar içeri sokulduklarından Şiddetli ateŞ bu gemilerin üzerine
yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince
George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almıŞ Rumeli Mesudiye ve
Yıldız Tabyalarını hedeflemiŞlerdi.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateŞ altındaydı. Mermilerin
çoğu tabyalar içine düŞmüŞ, telefon hatlarını bozmuŞ, yangınlar
çıkarmıŞtı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların Şehit olması ile devre
dıŞı kalmıŞtı.

Planın ikinci aŞamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar
üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen
devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve
Majestic’ten oluŞan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından
son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın
hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra
mayın tarama iŞlemlerine baŞlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2.
Tümen gelmeden önce beklenmedik bir Şey oldu. Saat 14:00’e doğru
Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu
izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir
iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateŞ altındayken 3
dakikada suların altına gömüldü. Derin bir ŞaŞkınlık yaŞanıyordu. Queen
Elzabeth ve Agamemnon dıŞındaki bütün gemiler ateŞi kestiler. Muhripler
ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kiŞi
kurtarılabilmiŞ, 603 kiŞi sulara gömülmüŞtü. Bu arada 12.30 sularında
Goulois isabet almıŞ ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30
sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla
Bozcaada’ya ulaŞtı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini
aldığında bu manzara ile karŞılaŞmıŞtı. Saat 14.30’da ateŞe baŞlayarak
10 yardaya kadar yaklaŞtılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu.
Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle
savaŞ dıŞına kalmıŞtı.

Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemiŞti ve İrrisistible’a ateŞ
ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama
duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaŞmak isterken bir mayına çarptı.
Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken
can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2.
Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean
da mayına çarpmıŞtı. Güçlü top ateŞine rağmen Ocean’ın personeli
muhripler tarafından boŞaltıldı.

18 Mart’ta yaŞananlar ŞaŞkınlık yaratmıŞtı. Lord Fisher gibi ordusuz
bir donanmanın baŞarıya ulaŞamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de
Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a
çıkılabileceği düŞüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.

Kara muharebeleri

Çanakkale SavaŞları’nda Deniz Harekâtı’nın baŞarısızlığı umutları
Kara Harekâtı’na çevirmiŞti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu
yarımadasını iŞgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine
yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermiŞti. İngiliz ve
Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz
Büyükelçisi’ne, hiçbir Şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine
izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William
Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek
baŞına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan
donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in
bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye
gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri
için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kiŞilik bir kolordu bu iŞe ayrılmıŞ oluyordu.

Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek baŞına Boğazı
geçebileceğini düŞünenler vardı. Bu karıŞıklık içinde Kara kuvveti hazır
olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve
Deniz Kuvvetlerinin müŞterek harekata baŞlamasının en iyisi olacağını
hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaŞalık ve belirsizliği, ne
yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan
anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaŞlarından
eski bir arkadaŞı General Sir Ian Hamilton’du.

Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri iŞe
karıŞmayacaktı. Eğer deneme baŞarıya ulaŞmazsa Hamilton Gelibolu
yarımadasına çıkarma yapacak, baŞarıya ulaŞırsa yarımadaya zayıf bir
kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan
İstanbul Boğazına çıkarılmıŞ bir Rus Birliği ile birleŞmesi umuluyordu.

Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan
güvenini tazelemiŞ, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm
dünyaya göstermiŞti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara
harekâtına karŞı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara baŞlamıŞtı.
Çanakkale ‘de 5. Ordu oluŞturulmuŞ baŞına da MareŞal Liman von Sanders
getirilmiŞti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli
yerlere yerleŞtiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu.
Müttefik çıkarmasını bekleyen bir baŞka kiŞi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin
baŞında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.

Planlar ve kuvvetler

İtilaf Devletleri

General Hamilton emrine verilen kuvvetler ve savaŞçı mevcutları Şöyledir.

  • Anzak Kolordusu 25.700
  • Britanya 29. Tümeni 17.000
  • Fransa 1. Tümeni 16.700
  • Britanya Kraliyet Deniz Tümeni 10.800
  • Anzak Tugayı 4.800

Böylece harekât için 75 bin kiŞilik bir kuvvet oluŞturulmuŞtur.

General Hamilton, Gelibolu Yarımadasındaki çeŞitli çıkarma alanlarına
kuvvet çıkartarak yarımadanın denetimini, böylece Osmanlı kıyı
topçusunu etkisiz hale getirmeyi amaçlamıŞtır. Bunun için iki ana
çıkarma bölgesi belirlenmiŞtir. Bunlardan biri, yarımadanın en güney ucu
olan ve Seddülbahir olarak bilinen bölge, diğeri ise daha kuzeydeki
Kabatepe-Küçük Arıburnu arasındaki kumsaldır. Bu iki çıkarma bölgesinden
Seddülbahir’e ağırlık verilmiŞtir. Seddülbahir bölgesine ağırlık
verilmesi üç taraftan da donanma topçu ateŞiyle desteklenebilir bir
bölge olmasındandı.

General Hamilton Seddülbahir Cephesi çıkartmaları için Seddülbahir bölgesinde beŞ ayrı kumsal belirlemiŞti.

  • Sığırini (Morto) koyu – Hisarlık Burnu
  • Ertuğrul Koyu
  • Tekekoyu
  • İkizkoyu
  • Zığındere

Bu kumsallar için iki İngiliz, bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayı tahsis etmiŞtir.

Arıburnu Çıkarması için ise iki tümenden oluŞan Anzak Kolordusu tahsis edilmiŞtir.

Seddülbahir Cephesi’ne çıkarılan birliklerin hedefi, Gelibolu
Yarımadası’nın güney bölgesinin taktik derinliğindeki Alçıtepe bloğu’nun
ele geçirilmesidir. Bu birliklerin ileri harekâtı derinlikte birleŞerek
Kirte Köyü hattından Alçıtepe bloğu ele geçirilecek, Arıburnu
Cephesi’ne çıkan birlikler ise Conkbayırı-Kocaçimentepe hattından
Maltepe bölgesinin ele geçirilmesiyle Seddülbahir Cephesi’nin Osmanlı
kuvvetlerince takviyesi önlenecektir. Alçıtepe, ilk günün hedefi olarak
belirlenmiŞtir, Seddülbahir’den 10 km. ve Zığındere’den 5 km.
mesafededir.

Arıburnu Cephesi kuvvetlerine verilen taktik hedef ise Kocaçimen tepe
üzerinden Eceabat'ta sahile ulaŞarak Seddülbahir Cephesi'ndeki Osmanlı
kuvvetlerinin geri bağlantısını kesmektir.

İttifak Devletleri

Deniz harekâtının baŞarısızlığı ardından (18 Mart 1915) bir kara
harekâtına giriŞileceği ve bu harekâtın Gelibolu Yarımadası’nı hedef
alacağını öngörüsü, mantık gereği olarak bile neredeyse kesinlik
kazanmıŞtır. Kaldı ki 1915 yılının Nisan ayı baŞlarından itibaren
Hamilton’un kuvvetleri Mısır’da toplanmaya baŞladığında bölgedeki
Osmanlı istihbaratı, birliklerin mevcutları, komutanları, silah ve
donanımları hakkında ayrıntılı bilgiler edinmeye baŞlamıŞtır.

14 Aralık 1914 tarihinde 42 kiŞilik bir subay gurubuyla İstanbul’a gelen ve Enver PaŞa tarafından 1. Ordu Liman Von Sanders, yeni teŞkil edilen ve bölgeyi savunmakla görevli 5. Ordu komutanlığına 24 Mart3. Kolordu da MareŞalin emrine girmiŞtir. Komutanlığı’na atanmıŞ olan Alman DanıŞma Kurulu BaŞkanı MareŞal 1915 tarihinde atanmıŞtır. Dolayısıyla bölgenin savunmasından sorumlu olan

MareŞal Sanders’in savunma planı, Hamilton’un taarruz planıyla örtüŞmemektedir. MareŞal Sanders, çıkarmaların Saros Körfezi
kıyılarına yapılacağını hesaplamaktadır ve 5. Ordu’nun ana kuvvetlerini
bu bölgede toplamıŞtır. Saros Körfezi, Gelibolu Yarımadası’nın en dar
bölgesidir. Buradan yapılacak bir çıkarmanın, yarımadayı savunan Osmanlı
birliklerinin geri çekilme ve kara ikmal hattını kesmesi olasıdır.
Ayrıca MareŞal Sanders’in savunma planı, elindeki kuvvetlerin önemli bir
bölümünü geride, yedekte tutarak çıkarma kuvvetlerine ileri harekâtları
sırasında taarruz etmeyi öngören, savunma ağırlıklı, temkinli bir
plandır.
Osmanlı komutanları ise, çıkarmadan sonra, çıkarma kuvvetlerinin
sahillerde elde edecekleri köprübaŞlarıyla yoğun olarak takviye
alacaklarını, gerekli tahkimatı yapacakları, dolayısıyla bu
tahkimatlardan sökülüp atılmalarının çok güç olacağını düŞünmektedirler.
Onlara göre etkin bir savunma, hemen sahilde, daha çıkarma harekâtı
sırasında yapılmalı, karŞı tarafın kıyıda bir köprübaŞı oluŞturması
önlenmelidir.

5. Ordu, üç tümenli 3. ve iki tümenli 15. kolordulardan19. Fırka, 1. Süvari Tugayı, bir piyade alayı ve dört Jandarma taburu bulunmaktadır. Toplam savaŞçı sayısı 84 bindir. Bu kolorduların bünyesindeki tümenler ve komutanları Şöyledir. oluŞmaktadır. Ayrıca ordu karargahına bağlı

  • 3. Kolordu: Komutanı Esat PaŞa

    • 5. Fırka: Saros bölgesi. Komutanı Yarbay Hasan Basri Bey.
    • 7. Fırka: Bolayır bölgesi. Komutanı Albay Halil Bey.
    • 9. Fırka: Gelibolu Yarımadası’nın güney bölümü. Seddülbahir ve Arıburnu Cepheleri. Komutanı Albay Halil Sami Bey.
  • 15. Kolordu: Komutanı General Weber

     

    • 3. Fırka: Kumkale bölgesi. Komutanı Albay Nicolai.
    • 11. Fırka: BeŞige bölgesi. Komutanı Albay Refet Bey.
  • 19. Fırka: Eceabat bölgesi. Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey.

Gelibolu Yarımadası’ndaki Osmanlı savunma kuvvetlerinin, Çanakkale
SavaŞı süresince, kara ve deniz olmak üzere iki ana ikmal hattı vardır.
Kara ikmal hattı, İstanbul’dan bölgeye en yakın olan
Uzunköprü’ye
kadar yaklaŞık 250 km.lik bir demiryolu hattı ve devamında 165 km.lik
bir stabilize yoldur. Osmanlı tarafına yeterli motorlu nakliye aracı
olmadığından, personel bu yolu yaya olarak geçmek durumundadır. Her
türlü ikmal malzemesi de öküz ya da at arabalarıyla taŞınacaktır. Ayrıca
bu yolun bir bölümü gündüz saatlerinde Saros Körfezi’ndeki
BirleŞik Donanma’nın
ateŞi altına alınabilmektedir. Bu nedenle yolun bu bölümü ancak günün
karanlık saatlerinde geçilebilmektedir. Deniz ikmal hattı ise Marmara
Denizi’nden geçen 150 deniz millik bir hattır. Kara ikmal hattına oranla
çok daha kısa sürede geçilebilen bu ikmal hattı, BirleŞik Donanma’nın
suüstü gemileri yönünden tehdit altında değildir. Ancak denizaltı
faaliyetlerinin tehdidine açıktır. Nitekim 25 Nisan 1915 tarihinden
itibaren Marmara’da en az bir denizaltı faaliyet halinde bulunmuŞtur.
Mayıs 1915 ortalarından itibaren ise deniz ikmal yolu, artan denizaltı
faaliyetleri yüzünden bütünüyle kullanım dıŞı kalmıŞ, ikmal ve takviye
kara ulaŞım hattına bağımlı olmuŞtur.








 

SavaŞın Sonuçları

Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuŞkusuz
sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar,
konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale
de Ege Denizi kapısı olarak, geçmiŞte taŞıdıkları ve çağımızda taŞımakta
oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa
edilmiŞ ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e,
Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in
öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve SüveyŞ kanalı ile de
bütünleŞerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi)
ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniŞ anlamdaki
jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan
etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları,
uluslararası iliŞkilere yön vermede daima odak noktası olmuŞlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya
ülkeleri arasında baŞlamıŞ olan ekonomik, ticari ve siyasi iliŞkilerle,
askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiŞtir.
BaŞka bir deyiŞle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiŞ
ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuŞtur.

Boğazların tarihin akıŞı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik
konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ıŞığı altında, Çanakkale
Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuŞkusuz daha bir
önem ve anlam taŞıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha
gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları
üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını
gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin baŞlıca büyük devletlerinden
Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın
ılık denizlere ulaŞma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan
dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu
yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk
boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartıŞma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul
bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer
Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu
kapılarına dayanmıŞ olacaktır” [431) demekle, Fransa’nın Boğazlar
üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuŞ olmaktadır.

Rusya’nın görüŞüyse, Genelkurmay BaŞkanı Kropatki’nin bir raporunda;
XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli iŞinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek
olduğuna iŞaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya
hazırlamalı ve Almanya ile anlaŞma yapmalıdır” Şeklinde ifadesini
bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri,
onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiŞtir.

Nitekim, Rus DıŞiŞleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan
bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney
Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir”
demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını
önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar
üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere
ve Fransa, Rus isteklerini reddetmiŞlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeŞitli tarihlerdeki yinelenen daha
birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin
Birinci Dünya SavaŞı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir
etken olmuŞtu.

IŞte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatıŞmalarıdır ki, Ingiliz ve
Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na
el atmaya yöneltmiŞ ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında baŞlıca etken
olmuŞtur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaŞın sadece
görünüŞteki nedenini oluŞturmuŞtur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini
ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında
birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim
Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba
göstermiŞ ve etkili olmuŞtur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baŞ
mimari olmuŞ, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamıŞ, olayı basit ve
sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüŞtü. En güçlü ve
modern silahlarla donatılmıŞ zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle,
Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıŞtı.

KuŞkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk
savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek
manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düŞtüler ve
sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız
cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına,
karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

AnlaŞma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan
sonra, yukarıdaki açıklamaların ıŞığı altında, Türkiye ve uluslararası
politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları
da Şöylece özetlemek mümkün olur.

SavaŞın Sonrası ve Etkileri

Çanakkale SavaŞı, ilgili bütün ulusları derinden etkilemiŞtir.
Avustralya ve Yeni Zelanda'da Anzak Günü adıyla her yıl düzenli bir
seremoni tekrarlanır. Ayrıca Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar o gün
toplanarak Gelibolu Yarımadası'ndaki Anzakların
(ANZAC: Australian and New Zealand Army Corps) çıkarma yaptıkları Anzak
Koyu'na gelerek atalarının savaŞtıkları bu yeri ziyaret ederler.

Çanakkale SavaŞı, özellikle de Avustralya ve Yeni Zelanda'yı
etkilemiŞtir. Bu savaŞtan önce bu iki ülkenin vatandaŞları Britanya
İmparatorluğu'nun yenilmez üstünlüğünden emindiler ve böyle bir
imparatorluğun onları askeri seferlere çağrısından büyük onur
duymuŞlardı.
Her yıl çıkarmanın yıldönümü olarak 25 Nisan'da Anzak Günü adıyla anma
törenleri düzenlenir ve o gün Avustralya ile Yeni Zelanda'da ulusal
tatildir.

Bir propaganda posterinde yer alan Anzak üniforması giymiŞ bir çocuğun
"Baba, Büyük SavaŞ'ta sen ne yaptın?" sorusu onları Şüphesiz
etkilemiŞtir. Ancak Çanakkale SavaŞı onların bu büyük güvenini derinden
sarsmıŞtır. Anzaklar için Çanakkale SavaŞı'nın önemi çok büyüktür,
Çanakkale'den ayrılan Anzaklar savaŞın baŞka cephelerinde savaŞmaya
gönderilmiŞler ve gittikleri her yeri Çanakkale'de yaŞadıklarıyla
karŞılaŞtırmıŞlardır. Ülkelerine döndüklerinde kahraman gibi saygı
görmüŞler ve gözlerindeki Britanya İmparatorluğu'nun sonsuz gücü büyük
bir yara almıŞtır. 1 Ocak 1901'de Avustralya Federasyonu kurulmuŞ,
Avustralyalılar on yıllık bir süreçte seçme ve seçilme ile temsil edilme
haklarını elde etmiŞlerdir. Böylece Britanya İmparatorluğu'nun altında
bir Avustralya Devleti doğmuŞtur. Günümüz Avustralya tarihi böyle
anlatsa da bu ülkenin gerçek psikolojik bağımsızlığı Gelibolu olarak
görülür.

Bir Cevap Yazın