Cumhuriyetin anLam ve Önemi

29 Ekim CUMHURİYET’i
Batı dillerinde cumhuriyetin
karŞılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet
rejiminde iki unsur çok önemlidir:

a- İdare edilenler

b- İdare edenler

Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin
baŞında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında
dürüst ve namuslu olması gerekir. Rejimin demokrasi paltformuna
oturtulması Şarttır.

Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile
yaŞatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların baŞında
demokrasi gelir. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi
ile olan iliŞkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dıŞ tehlikelere karŞı
cumhuriyet kendisini sert ve katı bir Şekilde ama demokrasinin gerekleri
içinde koruyacaktır. Bunların dıŞına çıkılmaması gereklidir, aksi
taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk baŞlar. Bundan
da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet
yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.

Demokrasiyi benimsemiŞ siyasi rejimlerdeki
cumhuriyetlerde
özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları
ile sınırlandırılmıŞtır. Demokratik sistem ile idare edilen
cumhuriyetlerde hiç kimsenin
sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun
olduğu rejimlere
de demokrasi veya cumhuriyet denemez. Çünkü demokrasilerde
ve demokratik
cumhuriyetlerde kiŞilerin ve dolayısıyla toplumların
özgürlükleri
hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların
sınırları da
adaletin kalemi ile çizilmiŞtir. Bu kısa açıklamadan sonra
Atatürk’ün
cumhuriyet ve devlet anlayıŞına değinelim.

Atatürk, kurmuŞ olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923
tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman
da bunun gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da
siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleŞeceğinin
bilincindeydi.

Atatürk’ün zamanımızdan yaklaŞık üç çeyrek asır
evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin
elde etmeye çalıŞtıkları düŞüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel
bir temel üzerine oturtmamıŞ olsaydı, bu kadar zaman sonra düŞünceleri
hala güncelliğini koruyabilir miydi? Atatürk sadece bilgili bir
asker, uzak görüŞlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir
düŞünürdü. Ayrıca sadece düŞünce üretmekle kalmamıŞ, bu düŞünceleri
gerçekleŞtirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluŞun
yolunu da göstermiŞtir. Bugün bağımsızlık savaŞı veren pek çok ülkede
Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada
aramak doğru olur.

29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk
aŞama aŞama nasıl hazırlamıŞtı ?

Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı.
Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına
yer vardı.
Cumhuriyeti adaletli bir adalet sistemi koruyacaktı.
Cumhuriyetin genç kuŞakları çağ dıŞı kara kafalılar tarafından değil,
aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı öğretmenler
tarafından yetiŞtirilecektir. İmparatorluktan kalan mantık dıŞı
ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluŞturacaktır.
Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet zoru ile ve yasaklarla
korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini
anlayabileceğini söyleyebilmiŞtir. Geçen zaman içerisindeki olaylar
bu ileri görüŞlü devlet adamının ve düŞünürünün ne denli haklı olduğunu
göstermiŞtir.

Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip
olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak
ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre
çok önem vermiŞtir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden
biri olarak görmesindeki neden budur.

Atatürk’e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.

Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden
geçiyordu.

Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve
özverili, çağdaŞ eğitim almıŞ olan gençler, savaŞ alanlarında bu
uğurda Şehit düŞen askerlerden çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık;
hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaŞarak değil, bunları değeri
bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler, siyasi,
ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.

Bir Cevap Yazın