207 Kez Bakılmış

Atatürk’ün Eğitime Verdiği Önem Nedir

ATATÜRK'ÜN EĞİTİME VERDİĞİ ÖNEM

 

   Atatürk, büyük bir asker, büyük
bir devlet adamı ve diplomat olduğu kadar, eğitim alanında da milletimizin
çağ değiŞtirmesini, atılım yapmasını sağlayan büyük bir önderdir. Atatürk'ün
Millî Eğitim konusuna gösterdiği ilgi ve bu konuda ileri sürdüğü görüŞler
incelendiği zaman, bu konuya adeta bir eğitim düŞünürü gibi eğildiği,
konunun bütün yönleriyle çok yakından ilgilendiği, çevresine Millî Eğitimin
önemini anlatmak içni her fırsatı değerlendirdiği, Millî Eğitimde göz
önünde tutulması gerekli amaç ve ilkeleri açıklığa kavuŞturduğu görülür.
Atatürk eğitim alanındaki yenileŞmenin önderidir.
Atatürk'ün gözünde, Türk Millî Mücadelesi, sırf askerî mahiyette, düŞmanı
vatan topraklarından kovmayı tek amaç bilen bir hareket değildi. Askerî
alanda kazanılacak zafer, millî kurtuluŞun ilk Şartı idi. Fakat zaferden
sonra yapılacak iŞler, bağımsızlık savaŞı kadar önemliydi. SavaŞ sürerken
bile, Atatürk, savaŞ sonrasının sorunlarına hazırlanıyor, bu arada Millî
Eğitim konusuna da eğiliyordu.

   Bağımsızlık SavaŞının en bunalımlı günlerinde, düŞman
kuvvetlerinin kesin sonuca ulaŞmak hayaliyle baskılarını arttırdıkları,
Ordumuzun Sakarya'ya kadar çekilmesine yol açan Kütahya-EskiŞehir yöresindeki
Yunan saldırısının tehlikeli Şekilde geliŞtiği günlerde, 16 Temmuz 1921'de,
Ankara'da "Maarif Kongresi" (Millî Eğitim Kongresi) toplanmıŞtır.
Atatürk cephedeki Şartların ağırlığına rağmen, bu Kongrenin ertelenmesine
razı olmamıŞ, hattâ Kongrenin açıŞ konuŞmasını kendisi yapmıŞtır.

   Bu açıŞ konuŞmasında, -devam eden savaŞa ve bütün maddî imkânların
düŞmanı vatanımızdan kovmak için kullanılması zorunluluğuna rağmen- "millî"
ve "çağdaŞ" bir eğitimin temellerinin atılmasını, yapılacak
iŞlerin sağlam bir programa bağlanmasını istemiŞtir. Bu konuŞmasında:
"Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı
yaraları iyileŞtirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç Şüphesiz,
irfan (bilgi ve kültür) yo/unda kullanmalıyız" diyen Atatürk, acı
bir gerçeğe parmak basar:
"şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin, milletimizin
gerileme tarihinde, en önemli etken olduğu kanısındayım.

   Ayrıntıları eğitim uzmanlarına bırakmak istediğini belirterek,
bazı genel ilkelere değinen Atatürk, eski devrin hurafelerinden, boŞ inançlarından,
Doğudan ve Batıdan gelebilecek zararlı etkilerden uzak, millî karakterimize
ve tarihimize uygun bir kültüre muhtaç olduğumuzu vurgular. "Gelecekteki
kurtuluŞumuzun büyük önderleri" olarak selâmladığı öğretmenlere duyduğu
derin saygıyı dile getirir. Çevresine inanç aŞılar:
"Silahıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücadele zorunda olan milletimizin,
birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla Şüphem
yoktur" der.

   Atatürk'ün, yıllar sonra, "CumhurbaŞkanı olmasa idiniz,
ne olmak isterdiniz?" sorusuna, "Millî Eğitim Bakanı olarak
eğitim davasına hizmet etmek isterdim" diye cevap vermesi bile, eğitimi
millet hayatında ne kadar önemli bir etken olarak gördüğünün iŞaretidir.

   Birinci Dünya SavaŞının galibi emperyalist ülkelere ve onların
âleti olarak vatanımıza saldıran Yunanlılara karŞı kazandığı zaferle,
Gazı Mustafa Kemal PaŞa, yalnız Türklüğün değil, Fas'tan Endonezya'ya
kadar bütün islâm âleminin, bütün ezilen milletlerin kahramanı olmuŞtu.
Fakat, O, bir an bile zafer sarhoŞluğuna kapılmadı. Çok iyi biliyordu
ki -kültür, eğitim ve iktisat zaferleri ile tamamlanmadıkça- askerî zafer
tek baŞına millî kurtuluŞu sağlamağa yetmeyecektir. DüŞmanın İzmir'de
denize dökülüŞünden sadece bir buçuk ay sonra, Bursa'da, kendisini ziyarete
gelen İstanbul öğretmenlerine söylediği Şu sözler, O'nun, bu konuda ne
kadar bilinçli olduğunu gösterir: "
bugün eriŞtiğimiz noka gerçek kurtuluŞ noktası değildir…
KurtuluŞ cemiyetteki hastalığı ortaya çıkarmak ve iyileŞtirmekle elde
edilir. Hastalığın tedavisi ilim ve fennin gösterdiği yolla olursa hasta
kurtulur. Yoksa hastalık müzminleŞir ve tedavisi imkansız hale gelir…"

   Orduların yönetilmesinde nasıl ilim ve fen rehber edinilerek
zafere ulaŞılmıŞ ise, "milletimizi yetiŞtirmek için kaynak olan okullarımızın
ve yüksek öğretim kurumlarımızın kuruluŞunda da" ilim ve fennin yol
gösterici olacağını belirten Atatürk, her fırsatta öğretmenlere Şöyle
sesleniyordu:
"Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordunuzun zaferi için
yalnız zemin hazırladı… Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz
ve mutlaka baŞarıya ulaŞacaksınız".

   Büyük Zafer'den az sonra, henüz Cumhuriyet kurulmadan Kütahya'da,
"irfan ordusu" diye nitelendirdiği öğretmenlere hitaben söylediği
Şu sözler, bu kutsal mesleğin mensuplarına verdiği büyük değeri gösteriyordu:
"…Toplumumuzu hakikat hedefine, mutluluk hedefine ulaŞtırmak için
iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu,
öteki milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu…

   Asker ordusu, vatanı yok etmeğe gelen düŞmanı, vatanın harim-i
ismetinde (yabancıların giremiyeceği temiz ve kutsal vatan topraklarında)
boğup mahvetti. Yalnız, iŞimiz bu orduya sahip olmakla bitmiŞ, gayemiz
yalnız bu ordunun baŞarısıyla gerçekleŞmiŞ değildir. Bir millet savaŞ
meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin
kalıcı sonuçları ancak irfan ordusu ile ayakta durabilir. Bu ikinci ordu
olmadan, birinci ordunun hizmetleri ve kazandıkları yok olur".

   Eğitim milletlerin bağımsız yaŞayabilmeleri, kalkınıp güçlenmeleri
bakımından hayatî önem taŞır. Atatürk'e göre, "en önemli, en esaslı
nokta eğitim meselesidir". Çünkü, "eğitim bir milleti ya hür,
bağımsız, Şanlı, yüce bir toplum halinde yaŞatır, ya da bir milleti esarete
ve sefalete terkeder".

   Atatürk, Millî Eğitime bir baŞka açıdan da büyük önem vermiŞtir:
kurulan genç Cumhuriyet ve bu Cumhuriyetin dayandığı temel ilkeler, Türk
inkılâbı, ancak yetiŞecek güçlü; aydınlık kafalı, sağlam karakterli yeni
kuŞaklarla ayakta durabilirdi. Türk inkılâbını ve Cumhuriyeti koruyacak
kuŞakları yetiŞtirmenin yolu eğitimdi.

   Ankara'da toplanan "Muallimler Birliği" (Öğretmenler
Birliği) kongresinde, Atatürk eğitimin bu görevini Şu sözlerle ifade etmiŞtir:
"Sizin baŞarınız, Cumhuriyetin baŞarısı olacaktır.. Hiç bir zaman
hatırınızdan çıkmasın ki. Cumhuriyet sizden ilmen, fennen, bedenen kuvvetli
ve yüksek karakterli koruyucular ister".

   Atatürk'e göre, eğitime ve öğretmenlere düŞen baŞka bir görev
de Şudur: "millet olma" bilincini geliŞtirmek, aynı millete
mensup olma duygusunu güçlendirmek, millî beraberlik ve bütünlüğü pekiŞtirmek.
Bu konuda, Atatürk Şöyle diyor:
"Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak
yeteneğini kazanamamıŞtır. Ona alelade bir kütle denir, millet denemez.
Bir kütle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.
Onlardır ki bir toplumu gerçek millet haline getirirler'".

   Özetle, Atatürk'e göre, kaynaŞmıŞ bir millet haline gelmenin,
çağdaŞlaŞmanın, kalkınmanın, hür ve demokratik bir toplum olabilmenin
en etkili aracı eğitimdi.

 

Prof. Dr. Turhan FEYZİOÐLU
Atatürk AraŞtırma Merkezi Üyesi