Ezanda geçen ”Haydin felaha” Çağrısının Yorumu

Felah, kurtuluŞ demektir. KurtuluŞ kelimesi değiŞik çevrelerce farklı
Şekilde yorumlanır. Bir fakirin âleminde bu kelime, baŞını
sokacağı rahat bir yuva, karnını yetesiye doyuracağı kadar gıda ve
örtüneceği bir elbise olarak canlanır. Kısacası, onun kurtuluŞtan
anladığı, fakirlikten ve dilencilikten azat olmaktır. Bir
hastanın dünyasında, bu kelime, Şifa ile eŞ anlamlıdır. Asker, bu
kelimeyi terhis mânâsında anlar, talebe ise okulu bitirme olarak
değerlendirir. Mazlumun dünyasında kurtuluŞ, zalimin ölümüdür. Bunların
hiçbirine itiraz edecek değiliz. Ama bunların hiçbirin de gerçek
kurtuluŞ olmadığını çok iyi biliyoruz. Çünkü, bir gün gelecek bütün bu
arzular, gerilerde kalacak. Ölümle noktalanan dünya yolculuğundan sonra,
bütün bu hedefler mazi olacaklar. O halde, gerçek kurtuluŞ, yani mazi
olmayan felah, ebedî necat bunların hiçbirisi değildir. Fatiha
Suresini hemen takip eden Bakara Suresinin beŞinci âyetinde mealen
“Felaha (kurtuluŞa) erenler de bunlardır.” buyrulur. Nur Külliyatında bu
âyet-i kerimenin tefsiri olarak Şu hikmetli ifadeler yer alır. “Neye
felah bulacaklarını tayin etmiyor. Güya o sükûtla der: “Ey
müslümanlar!.. Müjde size. Ey müttaki!.. Sen Cehennem’den felah
bulursun. Ey sâlih!.. Sen Cennet’e felah bulursun. Ey ârif!.. Sen
rıza-yı İlâhîye nail olursun. Ey âŞık!.. Sen rü’yete mazhar olursun.” ve
hakeza…” (Sözler)Bütün bu kurtuluŞlar ebediyet yurduyla ve
ebedî saadetle ilgilidir. Hiçbiri fâni hayata ve geçici zevklere
bakmıyor. Felah meselesi, Müminûn Suresinde de yer alır. Ve bu
surenin ilk âyetinde, “Müminler muhakkak felah bulmuŞtur.” buyrulur. Bu
âyet-i kerime ile en büyük kurtuluŞun iman dairesine girmek olduğu ders
verilir. İman nimetine kavuŞan, küfürden ve Şirkten felah bulmuŞtur. En
büyük kurtuluŞ budur. Zira, bunun zıddı ebedî hüsrandır. Kör
olan bir adamın gözü açılsa, onun kurtulduğunu söyleriz. Neden
kurtuldu? Karanlıktan. Gözü önündeki eŞyayı fark edememekten. Renk,
Şekil, biçim, güzellik ve daha nice mefhumların cahili olmaktan. Sadece
elinin eriŞebildiği varlıklara ulaŞıp ötesiyle ilgi kuramamaktan. şimdi
artık nazarını güneŞe gönderebiliyor. İmana kavuŞmak, görmeye
eriŞmekten çok daha ileri bir felah, çok daha büyük bir kurtuluŞ: Eseri
görüp de yaratıcısını bilememe körlüğünden necat… Nimette
boğulup, onu vereni düŞünmeme zindanından kurtuluŞ… Bu âlemin
sahibi, kim? Beni bu dünyaya kim getirdi? Elimi bileğime, gözümü yüzüme
kim taktı? Damarlarımı kim döŞedi? Sinir sistemimi kim kurdu? Böyle,
daha nice soruların cevabını bilmemekten kurtuluŞ… “Bu mülkün
bir maliki var.” deyip nefsini Ona teslim ederek baŞıboŞluktan ve
sahipsizlikten kurtuluŞ… Kainatı çok gerilerde bırakan bir
ulviyete çıkmakla, bayağılıktan ve aŞağılıktan kurtuluŞ… Bir
sonraki âyette, müminlerin en önemli sıfatı nazara veriliyor: “Ki
onlar, namazlarında huŞû içindedirler.” Bu da bir baŞka
kurtuluŞ müjdesi: İtaatsizlikten ve isyandan kurtuluŞ; kibirden,
gururdan, gafletten necat. İŞte ezanda felah kelimesinin geçmesinin bu
ayetle ilgisi vardır. Bundan sonra, müminin çok önemli iki
sıfatı zikrediliyor: “Faydasız Şeylerden yüz çevirmek” ve “zekât
vermek”. Bunları takiben diğer bir sıfata geçiliyor: “Onlar
ırzlarını korurlar.” İman ve ibadeti takip eden güzel ahlâkın,
en önemli Şubesi böylece nazara veriliyor: Irzlarını, namuslarını
korumak. İffetsizlikten, hayasızlıktan kurtuluŞ. Ameller, imanın
kuvveti nispetinde iŞlenir ve ameller iŞlendikçe de kalp kuvvet bulur. İmanla
amel arasındaki bu kuvvetli ilgi, bir çok âyet-i kerimede imandan sonra
hemen salih amelin zikredilmesiyle bize ders verilir. Bu mânâyı
her gün dinlediğimiz ezanlar da bize adeta haykırırlar. Tekbirleri
takiben Şahadetler gelir; Allah’a ve Resulûllaha (asm.) iman
hatırlatılır. Ve bu Şahadet cümlelerini “namaza ve felaha davet” takip
eder. İman etmekle küfür karanlığından kurtulan müminler, ibadet
vazifelerini de yerine getirmekle de isyandan uzak kalmaya ve gerçek
kurtuluŞa ermeye çağrılırlar.