ibadet Nedir NasiL yapiLir

İbadet
denildiği zaman, akla ilk gelen yüce Allah için yapılan belli baŞlı
dini farizalar gelir. Bu deyimde duâ, namaz, haç veya oruç gibi ameller
sayabiliriz. Ama aslında inananların güncel hayatındaki bütün amelleri
birer ibadet olmalısı gerekir. Çünkü yüce Allah’ın rızası için yapılan
(hayırlı iŞler) veya yapılmayan (hayırsız iŞler) her amel İslam-i
anlayıŞa göre bir ibadet derecesindedir. Yeter ki niyet halis olsun ve
o iŞlenen veya iŞlenmeyen amel Rabbimiz’in kurallarına uysun. Mesela
okula gitmek dahi, yüce Allah’ın ilim öğrenme farzını yerine getirmek
niyetiyle iŞlenirse – İslam’a göre geniŞ anlamda bir ibadettir.Yüce Rabbimiz'e Kul olabilmek

Yüce
Allah Kur’an-ı Kerim’inde Şöyle buyurmuŞtur: “Cinleri ve insanları
ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmıŞımdır.” (Kur’an-ı Kerim 51:56)
İnsanların yaratılıŞı demek ki ancak bu sebebe bağlıdır. Peki âlemlerin
Rabbi olan yüce Allah’a nasıl kulluk edilir? Bütün amelleri O’nun
rızasını gözeterek ile iŞlemekle. Tam O’nun emrettiği Şekilde, baŞka
bir Şekilde değil. Fakat amellerin kabûlü ve geçerliliği için ön Şart
imandır. İman olmadıkça hiç bir amel yüce Allah indinde geçerli
değildir velev ki o amel büyük olsa dahi. Çünkü yüce Allah Şöyle
buyurmuŞtur:“Allah kendisine ortak koŞmayı elbette bağıŞlamaz,
bundan baŞkasını dilediğine bağıŞlar. Allah’a ortak koŞan kimse,
Şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiŞ olur.” (Kur’an-ı Kerim 4:48)“Verdiklerinin
kabul olunmasına engel olan, Allah’ı ve Peygamberini inkar etmeleri,
namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir.”
(Kur’an-ı Kerim 9:54)Hülasa bir amelin veya dûanın kabûlü için
Şu üç Şart gereklidir: İman, ihlas (Allah’ın rızası için) ve
emredildiğimiz gibi o ameli iŞlemek. Bir veya bir kaç unsur eksik
olursa o dûanın veya amelin hiç bir değeri olmaz.Bu hususta
dünyanın içinde bulunmuŞ olduğu karanlık ve problem dolu günlerin sırrı
yatmaktadır. Halbuki milyonlarca belki de milyarlarca insan yüce
Allah’a her gün huzur için dûa etmektedir. Ancak dûalarımızın etkisi
pek oluŞmamaktadır. Çünkü: “Onların çoğu, ortak koŞmadan Allah’a
inanmazlar.” (Kur’an-ı Kerim 12:106)AŞağıda özel anlamdaki ibadetler üzerine duracağız.

   

  Duâ  

   
Ibadetin özü: DuâHer
ibadetin özünde dûa ibadeti yatmaktadır. “Kullarım sana Beni
sorarlarsa, bilsinler ki Ben, Şüphesiz onlara yakınım. Benden
isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi
kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.”
(Kur’anı- Kerim 2:186) Dûa’nın belli baŞlı bir Şekli yoktur. Kalb ile
tefekkür olsun. Peygamber efendimiz (sav)’in bize öğrettiği Şekilde
elleri göğe açarak olsun. Yüce Rabbimiz’i tesbih ve takdis ederek olsun
veya yardım, koruma, tevbe amaçlı olsun – dûa kulun Rabbi ile özel
görüŞmesidir. Dûa yalnızca uhrevi amaçlı değil, aynı zamanda, hatta
bilhassa dünyevi Şeyler içinde yapılmalıdır. İstediğimiz büyük olsun
küçük olsun, Peygamber efendimiz (sav) bizlere ayakkabı bağcığımızı
dahi yüce Rabbimiz’den istememizi ve onun için dûa yapmamızı
öğretmiŞtir. Çünkü yüce Yaratan bizlere Şöyle dûa etmemizi emretmiŞtir:
“Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.” (Kur’an-ı
Kerim 1:5) O hiç bir Şeye muhtaç ve hiç bir Şeye bağlı değildir (O
samed’tir). Bizler ise O’na muhtaç ve O’na bağlıyızdır. Onun için her
alanda ve her Şey için müracatımız O’na olmalıdır.
   

 

   

Malum
olduğu üzere erkek olsun kadın olsun, her mü’mine yüce Allah tarafından
farz kılınmıŞtır. Akıl ve baliğ olan her müslüman günde belli
zamanlarda yüce Allah için namaz kılmak ile yükümlüdür. Bu zamanlar
güneŞin akıŞına göre zuhur eder ve sabah, öğlen, ikindi, akŞam ve yatsı
olmak üzere 5 tanedir. Mannheim Şehri için geçerli olan Diyanet
TeŞkilat’ın resmi olarak cıkardığı bu günün namaz vakitlerini
yukarıdaki küçük minareye tıklayarak öğrenebilirsiniz.Gel Salah'a - gel Felah'aNamaz’ın
bir takım ön Şartları vardır. Mesela abdestli olunması, namaz
istikametin kıble olması, elbiselerimizin ve namaz kılınacak yerin
temiz olması gibi. Bilhassa milletimiz bu son saymıŞ olduğumuz hususa
titizlikle bağlı olduğu için bizim örfümüzde insanlarımız namaz için
namazlıklar kullanmaktadır. Bu küçük namaz-halıları ama aslında farz
değildir. Yani aslında toprak, cam, çimen, beton, taŞ veya tahta
üzerinde de namaz kılınabilinir, ançak bu zeminin görünürde temiz
olması Şarttır. Namazın belli baŞlı hareket ve duruŞ Şekilleri vardır.
Bunları Şu Şekilde sıralayabiliriz: Kıyam, ru’kuu, secde ve tahiyyat
(oturuŞ). Bu duruŞlar esnasında Kur’an-ı Kerim’den Ayetler okunur ve
bazı yerlerinde de tesbihatlar ve dûalar yapılır. Kılınacak namazın
vaktine göre uzunluğu ve Şekli bellidir. Mesela sabah namazın farzı iki
rekat olduğu gibi, akŞam namazın farzı da 3 rekattır.

Namazın her müslüman için farz olduğu konusunda hiç bir Şüphe ve ihtilaf
yoktur. Namazı kılmamak veya ertelemek için müsaade yoktur (istisnalar
için bir ilmihale bkz.). Namaz sevgili Peygamberimiz Muhammed (sav)’e
göre “Dinin direğidir”. Namaz iman mücevherini nasıl bir para kasası
değerli bir eŞyayı koruma altına alıyorsa, öyle koruma altına
almaktadır. Gerçi para kasası olmasada o değerli esyaya sahib
olabiliriz, ançak onun muhtemelen çalınacağı veya kaybolacağı
ortadadır. Bu hususta ki Şu meŞhur hakikatı zikretmek herhalde kâfidir:
“Namaz kılmayan kâfir olur mu? El cevap: Kâfir olmaz, ancak kâfirlerde
namaz kılmaz.” O’nun için namaz kiŞiyi kötülüklerden alıkoyur ve
kalbini güzel, iyi ve hayırlı iŞlere sevk eder. Peygamber efendimiz
(sav) bir keresinde Şöyle demiŞtir: “(Söyleyin bakayım) sizden
birinizin kapısının önünde bir nehir olsa ve onda her gün beŞ defa
yıkansa, ne dersiniz? Kirden bir Şey kalır (mı) onda?” Ashab, “hayır
onda hiç bir kir kalmaz” dediler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) “İŞte
bu beŞ vakit namazın benzeridir. Allah onunla hataları mahveder”
buyurdu. (Ebu Hureyre, Buhari, Tırmizi)

   

Oruç  

   

Yüce
Allah Şöyle buyurmuŞtur: “Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol
gösterici ve doğruyu yanlıŞtan ayırıcı belgeler olarak indirildi.
Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan,
tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size
kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve
size yol gösterdiğine karŞılık O’nu ululamanız için meŞru kılmıŞtır;
ola ki Şükredersiniz.” (Kur’an-ı Kerim 2:185). Ve: “Ey İnananlar! Oruç,
sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karŞı gelmekten
sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı.” (Kur’an-ı Kerim
2:183). Hakiki Servet: Ekmek NimetiBu
ayetlere göre oruç ibadeti yeni ve İslam’a has olan bir ibadet değil,
evvelki ümmetlere de farz kılınmıŞ bir ibadettir. Bunun için
müslümanlar ramazan ayında (sayılı günlerde) oruç tutmakla
emrolunmuŞturlar. Oruç tuttukları vakit gündüzleyin yemek, içecek,
cinsi iliŞki ve buna benzeri bütün nefsani Şeylerden yüce Allah’ın
rızasına eriŞebilmek için uzak dururlar. Gündüz bu deyimde seherden
akŞama kadar olan süredir. Bu zamanın dıŞında yemek, içmek vs. yine
caizdir.Oruç tutmanın çok önemli dini, sosyal ve sağlık
acısından sebebleri vardır. Dini acıdan inananlar oruç tutarken
nefislerini arındırıp onları terbiye ettiği gibi, yüce Allah’a Şükür ve
hamd amaçı ile sabrederek minnetlerini göstermektedirler. Bu meyanda
maddi Şeylerden uzaklaŞıp daha çok manevi esaslara yönelmektedirler.
Yüce Allah’ı, hayatı, ölümü vb. gibi asıl önemli olan Şeylere yönelip
onları tefekkür ederek, yaŞama ve bilhassa iftarlardaki duyulan halis
yeme-içme sevinçlerini yenileyip huzur bulurlar. Bu son zikrettiğimiz
husus bilhassa “zengin” sayılan topluluklarda hiç de önemsenmiyecek
kadar değerlidir. Bir “basit” gördüğümüz çorbanın veya bir elmanın dahi
uyandırdığı sevinç ve huzur, bunların ne kadar önemli, Şükre Şayan ve
aslında gerçek bir zenginliğin göstergesi olduğunu hatırlamak, oldukça
önemlidir.Oruçun bir toplumun sosyal acısından getirdiği
faydalar da çok önemlidir. Oruç sosyal farklılıkları ortadan kaldırır.
Zengin olsun fakir olsun, ikiside yüce Allah’ın rızasına eriŞebilmek
için oruç tutmaktadır. Bilhassa zengin olan bu Şekilde aç ve susuz
olmanın ne demek olduğunu kendi nefsinde his etmektedir. şu’urunu
kuvvetlendirip, fakirlere karŞı daha merhametli olmasına vesile
olmaktadır, ve bunun yanı sıra gayet “normal” sandığı Şeylerin (tok
olmak gibi) hiç de o kadar “normal” bir husus olmadığını
hatırlamaktadır. Bu noktada Şöyle bir itiraz gelebilir: “ Ramazanın
zenginlere getirdiği faydaları anladık, ama fakirlerin durumu ne
olacak? Onlar zaten aç ve sususzlukla yaŞamaktadırlar, bir de ramazanda
ziyade olarak aç ve susuz mu kalsınlar?” Hayır! Ramazan Gida InfaklariBilhassa
ramazan ayı fakirler için bereket ayıdır ve keŞke her ay ramazan ayı
olsada yeterince yemek ve içecek bulabilsek diye konuŞurlar. Çünkü
ramazanda adet üzere umumi ve hususi davetlerde insanlar bilhassa
fakirleri gözeterek iftar ve sahur yemeklerine davet etmektedir.
Üstelik her yerde ramazan gıda paketleri dağıtılmaktadır. Davetiyeler o
kadar çoğalır ki, çoğu zaman insan nereye hangi davete katılacağını
ŞaŞırır. Bunun içindir ki, ramazan ayı bilhassa fakirler için bereket
ve rahmet dolu bir zaman teŞkil etmektedir. Ramazan ayının baŞka bir
önemli sosyal etkeni Şudur ki, bu davetiyelerin toplumsal kaynaŞmayı ve
anlaŞmayı artırmaktadır. Bu Şekilde aralarındaki anlaŞmamazlıklar ve
kinler anlaŞmaya ve dostluğa dönüŞmektedir. Ne yazık ki cağdaŞ
toplumlarda insanların farklı sınıf ve statülere sahib olmalarından,
zengin ve fakir olan insanların biraraya gelmeleri mümkün olmamaktadır.
Ama ramazan bu gayri insani durumu ortadan kaldırmaktadır. Çünkü
zenginlerin ve iŞ adamların fakirler için organize etmiŞ oldukları
yemek davetiyelere (ms. ramazan çadırları gibi) bizzat kendileri de
katılarak, zenginin ve fakirin biraraya gelmeleri sağlanmaktadır,
statüler ve sınıflar ortadan kaldırılmaktadır. Belki de bu vesile ile
dostluklar oluŞmaktadır..Sağlık acısından ramazan oruçun
faydaları da pek çoktur. İnsan 11 ay yiyip içerek coğu zaman bünyesini
fazlasıyla zorlamaktadır. Fakat ramazan ayında oruçun vesilesi ile
bünyesini ve midesini rahatlatarak yenilenmesini sağlamaktadır. ÇağdaŞ
tıbbın tespit ettiğine göre oruç tutmak çok sağlıklı bir yöntemdir.
Halbuki bir takım “komik” perhizlerin hiç de sağlıklı olmadığı
ortadadır. Peygamber Efendimiz (sav) bu hususu çok evvelinden bizlere
haber vermiŞtir: “Oruç tutun da sıhhat bulun!” Müslüman olmayanların
çoğu zaman oruç ile alakalı anlamadıkları husus bilhassa içme
yasağıdır. Yememeği anladık ama hiç bir Şey içmemek? Diye bu durumu
dile getirirler. Halbuki oruç tutan kiŞi bünyesinde ki eski yağ
hücrelerin nasıl yakıldığını bizzat his eder. Yalnız aç duran ise
(susuz kalmaksızın), ki zaman zaman herkes aç kalmaktadır, bünyesindeki
bu onarımı his edemez. Oruçun sosyal, sağlık ve dini faydaları
arasında tabii ki dini noktalar öndedir. Yani sosyal ve sağlık
faydaları için oruç tutulmaz. Ancak yüce Allah’ın rızasına ulaŞabilmek
için oruç tutulur. Oruç amelin bir baŞka özelliği: Oruç ibadeti riyanın
karıŞma tehlikesi olmayan tek ibadettir. Her amelin belli baŞlı
mükafatı vardır – oruç amelin mükafatı böyle değildir, onun mükafatı
belirsizdir. Tutulan oruçun ağırlığına ve kiŞinin takınmıŞ olduğu
takvaya göre onun mükafatı bizzat yüce Allah tarafından ahirette
verilecektir. Ancak sosyal ve sağlık acısaından faydaları bu dünyada ki
mükafat olarak algılanabilinir.

   

Zekat  

   

Zekat
ibadeti kiŞinin mali olarak yaptığı bir ibadettir. (Kamer-i olan)
Senede bir kere İslam-i acıdan “zengin” olan her müslüman erkeğe ve
kadına malının bir kısmını fakirlere infak etmesi farzdır. Tabii ki bu
farz olan senelik zekatın yanında mü’minler her zaman gönüllü olarak
sadaka vermeleri bir çok Ayet-i Kerim’ede ve Hadis-i şerif’lerde
tavsiye edilmiŞtir. Zekat ibadeti İslam dininin bir temelidir. Dünya ve
ahiret saadetine ulaŞabilmek için elzemdir. Zekat vermekle kiŞi
Rabbi’ne yaklaŞır ve böylelikle itaatını, sevgisini ve saygısını
kanıtlamıŞ olur. “Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir.
Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.” (Kur’an-ı Kerim 2:276)Yardim et ki sanada yardim edilsinPeygamber
Efendimiz (sav): “Zekat günahları yok eder, tıpkı suyun ateŞi yok
ettiği gibi.” Aynı zamanda kiŞiyi cimrilikten ve kötü huylardan korur.
Yüce Allah Şöyle demiŞtir: “Mallarının bir kısmını, kendilerini
temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar
için bir güvendir. Allah iŞitir ve bilir.” (Kur’an-ı Kerim 9:103).
Zekat kiŞinin merhametini artırır ve muhtaç olan kardeŞlerine
yaklaŞtırır, böylelikle de yüce Allah’a yaklaŞmıŞ olur. Bunun
karŞısında fakirlerin zengin olanlara karŞı his ettikleri kıskançlık
duygusunu köreltir. Ne yazık ki Şu anda dünyanın 10%’nu dünyadaki malın
90%’nına sahip olmaktadır. Bu haksız dağılım daha da kötüye
gitmektedir. Bu 90%’nın zekatı tam olarak verilse dünyada hiç bir
fakirlikten eser kalmazdı. Milyonlarca belki de milyarlarca insanın,
bilhassa çoçukların muhtaçlığı ve açlığı giderilecek idi. Zekat ile ilgili bazı ana hususları Şöyle sıralayabiliriz:Verilmesi gereken Zaman:Zekatın
verilme zamanı kiŞiden kiŞiye değiŞmektedir. Zengin olduğu günden
itibaren kamer-i bir sene (360 gün) içinde verilmesi gerekir. Bu
noktada İslam-i olan aylara itibar edilebilinir. Mesela: KiŞi muharrem
ayında zengin olduğu ise, en geç gelecek muharreme kadar zekatını
vermesi farzdır.Zenginliğin ölçüsü (kısa tarif, daha detaylı bilgi için mutlaka bir ilmihale bakınız):KiŞi
malından asli ihtiyaç olarak gerekli olan kısmı ve vermesi gereken
borçları çıkardığında, kalan kısım 96 gr. altını veya onun değerinde ki
malı geçerse, o zaman İslam-i açıdan zengin sayılır. Altın miktarı
malın değerini hesab ederken geçerli olan yerel altın kurlar baz alınır.Zekatın miktarı:Altın
veya altın değerinde olan mallar için zekatın miktarı 2,5%’dir. BaŞka
mallarda ms. ziraat mallarında bu yüzdelik 5% veya 10%’dır (bkz.
ilmihale).Zekat kimlere verilir:Yüce Allah
Kuran-ı Kerim’de Şöyle tayin etmiŞtir: “Zekatlar; Allah’tan bir farz
olarak yoksullara, düŞkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri
Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah
yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah
bilendir, hakimdir.” (Kuran-ı Kerim 9:60). “..kalbleri Müslümanlığa
ısındırılacaklar..” Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanında yaŞayan
hususi bir gurup olduğundan, sarf edilebilecek yerler bu Ayet-i
Kerime’ye göre günümüzde 7’dir.Zekat ile ilgili detaylı fıkh-i hususları lütfen bir ilmihalden okumanız önemle tavsiye edilir.

   

Haç  

   

Yüce
Allah her müslüman kadın ve erkekten hayatında bir kere olsun Mekke-i
Mükerreme-i ziyaret edip haç yapmasını farz kılmıŞtır. şayet kiŞi maddi
olarak zengin ise ve sıhhat olarak da bu seyahati gerçekleŞtirebilirse.
Haççın belli bir zamanı vardır, o da İslamı senenin 12. ayındadır
(Zülhicce). Bu zamanın haricinde ki ziyaretlere Umre adı verilmiŞtir.
Umreye gitmek ise kuvvetli bir sünnettir. Hacilarin Kabeyi tavaf etmeleri“Doğrusu
insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru
yol gösteren Kabe’dir. Orada apaçık deliller vardır, İbrahim’in makamı
vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen
insana Allah için Kabe’yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse,
bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir. “ (Kur’anı- Kerim
3:96-97).“Bana hiçbir Şeyi ortak koŞma; tavaf edenler, orada
kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut”
diye İbrahim’i Kabe’nin yerine yerleŞtirmiŞtik. İnsanları hacca çağır;
yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler. Taki
kendi menfaatlerine Şahid olsunlar; Allah’ın onlara rızık olarak
verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O’nun adını ansınlar.
Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmıŞ yoksulu da doyurun. Sonra
kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler.
Kabe’yi tavaf etsinler.” (Kur’an-ı Kerim 22:26-29)Makbûl olan
haçın, kiŞinin o zamana kadar iŞlemiŞ olduğu günahları sildiğini (kul
hakları müstesna) muteber olan bir çok rivayetlerden öğrenebiliriz. Bu
deyimde haç ibadeti kulun kendisini temizlemesine ve belki de “eski”
hayırsız hayat bölümünü arkada bırakmasına büyük bir vesiledir. Haç
ibadeti bir takım meŞakatlar getirir. Gerçi günümüzde seyahat bölümü
eskiye nazaran çok kolaylaŞtı ise de, ziyaret bölümü oldukça
zorlaŞmıŞtır. Bunun için haç ibadeti kesinlikle toplumuzda ne yazık ki
var olan görüŞe göre yaŞlılıkta yapılması daha uygun olan bir ibadet
değildir. Tam tersine. Gençliğin kuvvetinden istifade ederek, haç
ibadetini tam olarak ve Şuurlu bir Şekilde yapılması gerekir. Kaldı ki
dinen de farz olmuŞ olan haççın ertelemesi de caiz değildir. Üstelik
kimin ne kadar yaŞayacağı da hiç bir zaman garanti değildir. Bütün
meŞakatlere rağmen haçça giden insanların mutlaka bir daha ve bir daha
haçça gitme arzusuna vardıkları oldukça enteresandır. Bunun sırrı
mutlaka haççın içindeki yatan yüce Allah’a olan yakınlık, rahmet ve
bereketindendir. O duyguyu his etmek, anlatmakla aktarılamaz, ancak
yaŞamakla anlaŞılabilinir. Ne mutlu o mübarek yerleri gören, o hisleri
yaŞayanlar için.

   

 

   

Kurban:Zülhicce
ayının 10’nunda (haç zamanında) İslamın ikinci büyük bayramı olan
Kurban bayramı kutlanmaktadır. Bu ibadet ile atamız olan İbrahim
(as)’ın yüce Allah’a vermiŞ olduğu ve yerine getirmek istediği sözü
hatırlayarak İbrahim (as)’ın örneğine uyduğumuzu göstermemizdir.
Meselenin özünde yüce Allah için kurban etmek ve yüce Allah için kurban
olmak yatmaktadır. Bunun yanında tabii ki mali bir ibadet olan Kurban
ibadeti aynı zamanda fakirleri gözeten bir ibadettir. Bizim mezhebe
göre Kurban ibadeti her “zengin (bkz. zakat)” olan müslümana vaciptir.
Kurban etlerin tamamı veya 1/3’i muhtaçlara, 1/3’i komŞulara ve 1/3’i
kendi aile arasında dağılır.
Fitre sadakası:Bu
ibadetin ismi “sadaka” olsada, bizim mezhebe göre verilmesi vaciptir.
Zengin olan kiŞi kendisinin ve ailesinin sağlığı ve huzuru için Ramazan
ayında ailesindeki kiŞi sayısına göre yaŞadığı yerdeki bir fakirin
günlük ihtiyacının mislini (para veya gıda olarak) verir.Kur’an-ı Kerim tilaveti:Kur’an-ı
Kerim’i arapça olarak okumak veya O’nu dinlemek çok hayırlı ve sevabı
pek çok olan bir ibadettir. Kalbleri yumuŞatır ve insana huzur verir.
Bunun üzerine bir de O’nu anlamak ve tefekkür etmek de eklenirse,
üzerine olan hiç bir Şey yoktur. Arapça okuyup O’nu anlıyamayan mutlaka
türkçe meâlini okumalıdır. Çünkü yüce Allah bizlere mukaddes ve mübarek
Kelâmını okuyup anlamamız, üzerine düŞünmemiz ve uymamız için
göndermiŞtir, duvarlara güzel bohçalara asmamız için veya ölülerin
arkasından okumamız için değil.Kur’an-ı Kerim, Hadis ve diğer ilimleri öğrenmek:Kur’an-ı
Kerim’den ilk nazil olan kelime emir sigası ile gelen “oku !” kelimesi
olduğuna göre her müslüman kadının ver her müslüman erkeğin mutlaka
ilim öğrenmesi farzdır. Bu farziyeti İslam alimleri açıklar iken
ilimleri farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh ve haram olan ilimler diye
tasnif etmiŞlerdir. Her müslümanın bulunmuŞ olduğu “hâl”- ilmini
öğrenmesi farzdır. Mesela zengin olan bir müslüman zekat gibi üzerine
farz olan bir ibadetin ilmini öğrenmesi farzdır. Bir fakire ise bu farz
değildir. Bu dini açıdan son derece “gerekli” olan ilimlerin yanında,
İslam dini her zaman müslümanları diğer ilimleri de öğrenmeye teŞvik
etmiŞtir. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi bu ilimleri Allah rızası için
öğrenmek de sevap getiren bir ibadet olarak sayılmaktadır.Zikir:Zikir,
müslümanın yüce Allahın mübarek isimlerini (-> Esma-ul Hüsna), O’nu
tesbih ve takdis niyetiyle, sessiz veya sesli olarak sürekli
söylemesidir. Bunu yaparken kiŞi kendisini dünya ve içindekilerinden
soyutlayarak yüce Allah’a, O’nun birliğine, O’nun emsalsiz büyüklüğüne
ve güzelliğine yönelmesidir. Tek gerçek ve hakiki olan aŞka gelmesidir.