Karate-do Nedir

 

Karate-do Nedir ?

“Gerçek Karate odur ki, günlük hayat içinde kiŞinin zihin ve bedenini
eğitir, alçakgönüllük ruhu geliŞtirir ve kritik zamanlarda tam olarak adalete
sadık kalınmasını sağlar”.
Gichin Funakoshi

Karate-do, Japonca’da “boŞ”
anlamına gelen kara ve “el” anlamına gelen te kelimelerinden oluŞur.
Karate kelimesinin tam Türkçe tercümesi “boŞ el” olarak karŞımıza
çıkar. Buna karŞın buradaki boŞ’luk kökenleri Uzak Doğu düŞüncesinde aranması
gereken felsefi bir kavramdır. Karete kelimesinin anlam olarak karŞılığının
“boŞ zihin” (empty mind) olduğunu düŞünmek daha doğru olur. Yol
anlamına gelen – do ekinin de gelmesiyle Karate-do herhangi bir kendini savunma
uygulaması olması olmasının ötesinde baŞlı baŞına bir yaŞam biçimidir.

Doğru Karate çalıŞmasında amaç zihin ve tekniği bir bütün haline getirmeye
çalıŞmaktır. İdmanlarda fiziksel tekniklerin uygulanması, aslında önce zihinde
oluŞturulan düŞüncelerin saf bir ifadesini ortaya çıkartma çabasıdır. Zihinsel
konsantrasyonun geliŞtirilmesiyle fiziksel hareketlerin özü daha iyi anlaŞılır.
KiŞinin uygulamalarının ve tekniğinin geliŞmesiyle ruhun ve zihniyetinin
geliŞtirilmesi ve terbiye edilmesi amaçlanır. Örneğin, Karate-do çalıŞmaları
içerisinde zayıf ve kararsız hareketlerin giderilmesi, zihnimizdeki “zayıflık”
ve “karasızlığın” giderilmesine katkıda bulunur. Sonuçta bir
Karateka’yı (Karate öğrencisi) güçlü yapan salt fiziksel gücü değil vucüt ve
zihin koordinasyonunu sağlama yeteneğidir. Bu anlamıyla Karate-do bir yaŞam
anlayıŞı haline alır ve kiŞinin güçlü, sağlıklı ve barıŞçı bir birey olarak
yaŞamasını hedefler.

Karate-do yaŞ, cinsiyet ve fiziksel durum Şartı aranmadan isteyen herkesin
katılabileceği bir spor çalıŞması; fiziksel ve zihinsel geliŞimi birey olarak
gerçekleŞtirmeye imkân sağlayan bir eğitim yoludur.

Karate . Uzakdoğu ülkelerinde
geliŞtirilmiŞ ve bütün dünyada yaygınlaŞmıŞ olan umumiyetle yumruk ve ayak
vuruŞlarından ibaret bir çeŞit savunma, kültürfizik ve yarıŞma sporu. Çin,
Japonya, Kore gibi ülkelerde geliŞtirilen bu sporun sayısız ekolleri vardır.
Herkesce sevilen karate, genç ihtiyar demeden kadın ve çocuklar tarafından da
tatbik edilmektedir.

M.Ö. 2000-3000 yıllarında budist rahipleri tarafından geliŞtirilmiŞtir. O
tarihlerde Budist tapınakları halkın adak ve hediyeler bırakması sebebiyle çok
zengindi ve bu zenginlik de soygunculara hedef teŞkil etmekteydi.

Budist inançlarına göre silah kullanmak ve hele canlı hayatına son vermek
kesinlikle yasaktı. Bu sebeple rahipler soygunculardan kendilerini koruyabilmek
için karateyi geliŞtirdiler ve her gün manastır avlularında dini ayin havasında
çalıŞmalarını sürdürdüler. Günümüzde ise karate sportif gayeli olduğundan bir
takım kurallarla sınırlandırılmıŞtır.

Karate bir kiŞinin silahsız olarak vücudunun tabii organları ile kendisini
müdafaa etmesidir. Kesinlikle saldırı değil, savunma aracıdır. Savunma, spor ve
vücut hakimiyeti ile birlikte karakterin olgunlaŞtırılmasıdır.

Karate bir sanattır ve en büyük gayesi galibiyet değildir; gerçek bir karate
insanın ahlak ve karakterini olgunlaŞtırmayı hedef edinmiŞtir.

AŞağı yukarı 1600 yıllarında Çin ve Japonya ile daima iyi münasebette bulunmuŞ
olan Okinawa Adasında “Okinawa-te” isminde bir dövüŞ sanatı doğar. Bu sanat,
Çin askerleri ile gelmiŞ olan Kendo ve adadaki yerlilerin geliŞtirmiŞ olduğu bir
dövüŞ sanatının birleŞiminden ibarettir. Bir süre sonra politik sebepler
yüzünden Okinawa yerlilerinin silah bulundurmaları yasaklanınca “Okinawa-te”
hızlı bir geliŞme gösterir. Son yüzyıllara kadar bu sanat gizli kalır. Eski
“Okinawa-te” üzerine ne bir kitap ne de tarihi bir belge bulunmaktadır.

Okinawa-te’den bugünkü karateyi kuran kiŞi Gichin Funakoshi’dir. Kendisi bir
Okinawalıdır. Japonya’da eski dövüŞ sanatlarında büyük bir rönesans
gerçekleŞtirdiğinde; yani Jui-jitsu, Judo’ya, Japon eskriminin Kendo’ya
dönüŞtüğünde, Funakoshi, Japonya’da bulunmaktaydı. Meydana çıkarmak istediği
dövüŞ sanatında yaptığı hamlelerde (1917 ve 1922) büyük baŞarı kazandı. Bu
baŞarısından dolayı bu sanatı Japonya’da öğretebilmesi için kendisine izin
verildi. Bunun üzerine ülkeyi baŞtan aŞağı dolaŞıp kendi sanatı hakkında
dersler ve seminerler verdi. Bu zaman zarfında birçok üniversite, karate
grupları kurma çalıŞmalarındaFunakoshi’nin yardımını istemiŞlerdir. 1900
yıllarında Okinawa-te yerine bu dövüŞ sanatına “karate” denilmiŞtir. Burada
“kara” Çin anlamındadır. Yani tam tercümesi “Çin-eli” Şeklinde olmaktadır.

Funakoshi, Japonya’da karateyi ilmi Şekilde teŞkilatlandırıyordu. Böylece
karateyi tehlikesiz bir spor haline sokarak karate Şampiyonaları düzenleme
imkanı doğmuŞtu. Funakoshi, karateyi geliŞtirirken Judo ve Kendo’dan bir sürü
teknik almıŞ ve böylece bugünkü modern Japon karatesinin ilk temelleri
atılmıŞtır. Funakoshi, sanatının ismini sonradan “Çin-eli”nden “BoŞ-el”e
çevirdi. YazılıŞ değiŞse de okunuŞ yine aynıdır. Yani Çin veya boŞ (veya
silahsız) kelimelerinin Japonca okunuŞları yine “kara”dır.

Karate Japonya’da büyük bir hızla geliŞirken, Okinawa ve Çin’den baŞka karate
hocaları Japonya’ya geldi. Bu sırada Japonya’da baŞka karate sistemleri de
doğdu. Bunlar teknik açıdan birbirlerinden farklı ise de, öz ve esasta
aynıdırlar. En tanınmıŞları Şunlardır. Wado-Ryu, Goju-Ryu ve Shito-Ryu (Ryu,
okul demektir). Gichin Funakoshi’nin kurduğu karatenin ismi Shotokan’dır. Bu
stil en tanınmıŞı ve en çok yayılıp benimsenmiŞ olanıdır. Shito-Ryu, 1930’da
Kenwa Mabuni tarafından kurulmuŞtur. Birkaç sene sonra Chojun Miyagi, Goju-Ryu
karatesini kurdu. Goju-Ryu’nun bugünkü yöneticisi Gogen Yamaguchi’dir. Lakabı
ise kedidir.

1935’te Funakoshi’nin talebesi olan Hironori Otsuka, Wado-Ryu’yu kurdu.
Wado’nun manası “barıŞa giden yol” demektir. Teknik bakımdan Wado-Ryu karatesi
ile Shotokan stili arasında pek fark yoktur. Karatenin esası sayılan Kung-fu
Çin’de, Taek-wan-do ise Kore’de geliŞtirildi.

Karate ve çeŞitleri yalınayak ve özel üniformalı olarak çalıŞılır. Bele,
dereceye göre çeŞitli renklerde “kemer” bağlanır. Kung-fu stillerinde Çin
halkının günlük olarak giydiği elbiselerle ve kapalı terliklerle
(iskarpinlerle) çalıŞılır.

Karatede açık el, yumruk, ayak ve diz darbeleri görüldüğü gibi bu hareketler
(blok) olarak da kullanılmaktadır. Bazı karateciler yumruk hatta parmak ucu ve
ayak vuruŞlarını sert satıhlara tatbik ederek darbe noktalarını
sertleŞtirmektedirler. Önceleri kanayan temas noktaları daha sonra nasırlaŞarak
sertleŞir. Fakat hekimler böylesi bir çalıŞmanın sıhhat yönünden geriye dönüŞü
olmayan menfi tesirler bırakacağını bildirmiŞtir.

“Öldürücü vuruŞların” ve isimleri efsaneye karıŞmıŞ bazı karatecilerin
olağanüstü güce sahib oldukları söylenmektedir. Bu güçler arasında, mesela,
küçük kuŞların bir haykırıŞ (kader bağırıŞı) ile öldürülmesi, vücudun belirli
hassas ve gizli noktalarına hafifçe temas etmek suretiyle ölüme sebebiyet verme
(ölüm dokunuŞu) ve çıplak el darbesi ile düŞmanın vücudunu bölerek halen
çarpmakta olan yüreği sökme de yer almaktadır. Ancak bütün bu olağanüstü gibi
gözüken olayları belgeleyici ve inandırıcı vesikalar bulunamamıŞtır.

YumuŞak ve sert stiller: Karatede yumuŞak stili benimsemiŞ olan bir ekol, sürat
ve inceliğe önem verirken; sert stili benimsemiŞ olanlar vuruŞ gücünün
arttırılmasını ön planda tutmaktadırlar. Birincisinde, mesela süratli bir
vuruŞun meydana çıkardığı rüzgar ile muma dokunmadan ateŞinin söndürülmesi
antrenmanı yer alırken, ikincisinde mesela bir tuğlanın kırılması hüner olarak
görülmektedir.

Katalar (DövüŞ Şekilleri): Tek veya birçok hasıma karŞı “hayali” bir savunmada,
öğrenilen bütün tekniklerin bir plan dahilinde gösterilmesine kata
denilmektedir.

Müsabakalar: Karate müsabakalarında umumiyetle darbeler hedefe 1 cm kadar bir mesafede
durdurulur. Böylece bir veya birkaç sayı toplanır. BaŞlıca hedefler arasında
baŞ, gözler, yüz, göğüs, karaciğer ve kasıklar bulunmaktadır. Zamanımızda
batılı ülkelerde ortaya atılan “full contact” karate müsabakalarında, ayak ve
kasıklarda koruyucu eldiven, tozluk ve süngerler bulunmaktadır.

Kemerler: BaŞlangıçta her kareteciye beyaz renk kemer verilir. Zamanla
antrenman ve müsabakalarda tecrübe kazanan karateciler belirli imtihanlara tabi
tutularak kemer atlarlar. Böylece kemerlerin rengi veya iŞaretleri değiŞir.
Karatede en üst seviye, hocalık derecesi olan siyah kuŞaktır. Bundan sonra
“dan” denilen yükselmelere geçilir.

Japon Karate Cemiyeti 1948’de kurulmuŞtur. BirleŞik Amerika’da 1965’te kurulan
“BirleŞik Karate Federasyonu” yalnız Amerika’da bulunan karate okullarını
tanımaktadır.

Karate-do 1960 yılından sonra dünyaya penceresini açmıŞtır. Fakat bugün en çok
sporcusu bulunan sevilen bir spor haline gelmiŞtir.

Türkiye’de karate: İnsanlık tarihi kadar eski olan mücadele sporları her
milletin özünde vardır. Milletler bunları kendi dillerine göre adlandırmıŞlar
ve kendi kültürleri içinde yaymaya çalıŞmıŞlardır.

Biz de tarihimize baktığımız zaman, usullü vuruŞ denilen boks veya karateye
benzer bir sporun, Göktürklerde bugünkü pankreasa benzer vurdulu kırdılı
güreŞlerin olduğunu; Osmanlılar devrinde askerlerin, mermerlere vuruŞlar
yaparak uzuvlarını sertleŞtirdiklerini ve bir Osmanlı tokadı ile hasımlarını
yere serdiklerini, hatta bugün köylerimizin pek çoğunda gençlerin tekme oyunu
diye karŞılıklı geçip birbirlerini tekmeledikleri görülmektedir. Ama kimse
bunlarıJaponlar gibi sistematize edip, prensip ve usuller dahilinde dünyaya
tanıtmamıŞlardır.

1962’de, yurdumuza judonun girmesi ile beraber, karate de aynı kültürün ürünü
olarak geçiŞ yaptı.

Modern Türk judosunun önderlerinden ve ilk ustalarından olan İbrahim Öztek,
Namık Ekin, Ahmet Ökten ve Natık Canca çalıŞmalarında karateye de yer verdiler.
Judonun tanıtılması ve yayılması için çeŞitli gösterilerde korunma teknikleri
(Kime-Waza) Şeklinde teknik ve vuruŞlar yaparak, karateyi de tanıtmaya
baŞladılar. 1969’da Türk Judo Federasyonu Teknik Direktörü Michael Novowitch,
antrenör kurslarında Karate-do, Aiko-do ve Ken-do dersleri de verdi.

İlk çalıŞmalarına Hakkı KoŞar’ın yanında baŞlayan Ahmet Doğaner, Ferhat Özsert,
Atilla Çeliktürk, Hakan Alpay, Ali Koca ve Kempo sistemini yurdumuza getiren
Enver Hancı gibi değerli hocalar büyük bir gayretle çalıŞarak kısa bir zamanda
binlerce sporcu yetiŞtirerek bu spora en büyük hizmeti vermiŞlerdir.