159 Kez Bakılmış

Mendelin Bilim Dünyasına Katkıları NeLerdir

İçindekiler

Mendelin Bilim Dünyasına Katkıları NeLerdir

 

Bilim adamı
deyince çoğumuzun gözünde laboratuvarda deneylerine gömülmüŞ, ak önlüklü,
gözlüklü biri canlanır. Oysa bilimin öncüleri arasında çalıŞmasını kum üzerinde
(ArŞimet), eğik kulede (Galileo), çiftlikte (Newton),
doğa araŞtırma gemisinde (Darwin), patent bürosunda (Einstein)
yapanları biliyoruz. Bilim düŞünsel bir etkinliktir; yeri laboratuvarla değil,
zekâ, imgelem ve istenç gücüyle sınırlıdır. Bunun çarpıcı bir örneğini
çalıŞmalarını aralıksız yirmi yıl manastır bahçesinde sürdüren keŞiŞ Mendel
vermiŞtir.


 
Genetik biliminin kurucusu Gregor Mendel, Avusturya imparatorluğuna dahil
Çekoslavakya’da yoksul bir köylü çocuğu olarak dünyaya gelir. O zaman kırsal
kesimde hâlâ bir tür derebeylik düzeni egemendi. Topraksız köylüler için boğaz
tokluğuna ırgatlık dıŞında fazla bir seçenek yoktu; tek kurtuluŞ yolu belki de
eğitimdi.
Ne var ki, eğitim de çoğunluk ilkokulla sınırlı kalmaktaydı; daha ilerisi için
halkın parasal gücü yoktu. Herkes gibi Gregor’un da doğuŞtan alın yazısı babası
gibi rençber olmaktı. Ama hayır, bu çocuk düzenin koyduğu engeli aŞacak,
kendine özgü kararlılık içinde yeteneğini ortaya koyacaktı. İlkokuldaki
baŞarısı göz kamaŞtırıcıydı. Öğretmenlerinin ısrarı üzerine aile, sonunda
çocuğun orta öğrenimi için izin verir. Gregor, evinden uzakta altı yıl bir
yurtta yetersiz bakım ve beslenme koŞullarına göğüs gererek okur; ama, acısını
uzun yıllar çekeceği yorgun, cılız ve sağlıksız bir bedenle mezun olur.

Mendel daha öğrencilik yıllarında
bilimin büyüsüne kendini kaptırmıŞ; özellikle botanik yoğun ilgi alam olmuŞtu.
Fakat yüksek öğrenim onun için ulaŞılması güç bir hayâldi. Burs olanağı yoktu;
kız kardeŞinin bağıŞladığı çeyizi de yeterli olmaktan uzaktı. Mendel için bir
tek yol vardı: Bir katolik manastırına girmek. Avusturya’da botanik müzesi,
bahçe bitkileri ve zengin kitaplığıyla ünlü Brünn Manastırı Mendel için “ideal”
bir öğrenim merkeziydi.

YirmibeŞ yaŞında “papaz” unvanını
alan Mendel’in asıl özlemi hiç değilse bir ortaokulda öğretmen olmak,
araŞtırmaları için daha elveriŞli bir ortam bulmaktı. Bu amaçla girdiği sınavda
yeterli görülmez. Üniversite öğreniminden yoksun kalmıŞ olması önemli bir
handikaptı. Genç papaz umudunu yitirmemiŞtir.

Viyana Üniversitesi’nde dört sömestr
fizik ve doğal tarih öğrenimi gördükten sonra Şansını yeniden dener. Ama yine
baŞarılı görülmez. Sınav kurulu önyargılıdır; kendine özgü değiŞik bir tutum
sergileyen genci anlamaktan uzak kalır. Adayın özellikle evrim ve kalıtıma
iliŞkin görüŞleri bağıŞlanır gibi değildi. Mendel için artık manastıra çekilip
araŞtırmalarını bahçe bitkileri üzerinde sürdürmekten baŞka çare kalmamıŞtı.

Canlılarda özelliklerin kuŞaktan
kuŞağa geçiŞi, Mendel’in sürgit ilgi odağını oluŞturan konuydu. Herkes yeni
doğan bir yavrunun atalarının özelliklerini taŞıdığını biliyordu. Dahası, kimi
yavrunun daha çok anaya, kimi yavrunun da daha çok babaya çektiği gözden
kaçmıyordu. Ancak bilinen bu olayların “bilimsel” diyebileceğimiz bir
açıklaması yoktu ortada.

Mendel bezelyeler üzerindeki
deneylerine öyle bir açıklama bulmak için koyulmuŞtu. ÇalıŞmasını, bu amaçla
seçtiği 22 çeŞit bezelyenin boylu-bodur, sarı-yeŞil, yuvarlak-buruŞuk,… gibi 7
çift karŞıt özellikleri üzerinde yoğunlaŞtırır.

Örneğin, boylu ve bodur çeŞitlerim
çapraz döllediğinde ilk kuŞak melez ürünün tümüyle boylu olduğunu saptar. Melez
ürünü kendi içinde dölleyerek elde ettiği ikinci kuŞak ürünün büyük bir
bölümünün boylu, küçük bir bölümünün ise bodur olduğu görülür (aŞağıdaki Şekile
bakınız!). Mendel iki çeŞit arasındaki oranı hesaplar: 1064 bitkinin yaklaŞık
3/4′ü boylu, 1/4′ü bodurdur. Örneklem büyüklüğünden kaynaklanan olası hatayı
göz önüne alan Mendel, oranı 3:1 olarak belirler (Boylu faktörü B, Bodur
faktörü b ile gösterilmiŞtir).


şekilde belirlenen durumun iyi anlaŞılması için birkaç noktanın açıklık
kazanması gerekir:

(1) Döllenmede boylu ve bodur
bezelyelerin hangisinin diŞi, hangisinin erkek olduğu, sonucu etkilememektedir.
BaŞka bir deyiŞle özelliğin belirlenmesinde boylu erkek, bodur diŞi çift ile
bodur erkek, boylu diŞi çifti eŞdeğerdir.

(2) DiŞi ya da erkek her canlı her
özellik için biri baŞat, diğeri çekinik iki faktör taŞır. Bezelye örneğinde,
ilk kuŞaktaki Bb melezinde ortaya çıkan B baŞattır, gizli kalan b çekiniktir.

(3) DiŞi ve erkekte her üreme hücresi
faktörlerden yalnızca birini taŞır; öyle ki, her yavru iki faktörle dünyaya
gelir. Kuramın bu temel ilkesine “Mendel’in ayırım yasası” denmiŞtir.

(4) İlk kuŞaktaki melez (Bb)
yavruların tümüyle boylu olması, faktörlerin döllenmede kaynaŞmadığı, baŞat ya
da çekinik her faktörün bireysel kimliğini koruduğunu gösterir. Nitekim ikinci
kuŞakta faktörlerin BB, Bb, bB ve bb olarak çıktığını görüyoruz.

“Mendel’in bağımsız çeŞitler” diye
bilinen bu yasası yavruların kimi kez ana ve babaya değil, geçmiŞteki atalarına
benzeme olayım da açıklamaktadır. şöyle ki, kuŞaktan kuŞağa gizil kalan çekinik
faktörlerin birbiriyle birleŞip ortaya çıkma olanağı vardır. Aynı Şekilde
yavrunun ana babadan birine daha çok benzemesi de baŞat ve çekinik faktörlerle
açıklanan bir olaydır (Bağımsız çeŞitler yasasını kısaca Şöyle dile
getirebiliriz: Döllenmede iki cinsiyetin her birinden gelen tek faktörler
birbiriyle bağımsız ve rastgele birleŞirler).

Mendel baŞka bitkiler üzerinde
yaptığı deneylerden de aynı sonucu almıŞtır. Daha sonra, biyologların böcek, balık,
kuŞ ve memeliler üzerinde yürüttükleri deneyler de onun genetik teorisini
doğrulamıŞtır.

Mendel teorisi, evrim kuramının
baŞlangıçta açıklamasız bıraktığı kimi önemli noktalara da ıŞık tutmuŞtur.
Evrimi doğal seleksiyonla açıklayan Darwin de herkes gibi ana-baba
özelliklerinin yavruda bir tür kaynaŞtığını varsayıyordu. Oysa bu doğru
olsaydı, doğal seleksiyonla üstünlük kazanan özelliklerin kuŞaklar boyu
zayıflama sürecine girmesi gerekirdi.

Örneğin, çok hızlı koŞan bireyle
koŞma hızı normal bireyin çiftleŞmesinden doğan bireyin (yavru) koŞma hızı
ikisi arasında olacak, sonraki kuŞaklarda fark daha da azalarak kaybolmaya yüz
tutacaktır. Darwin de bunun böyle olmadığının farkındaydı. KaynaŞma varsayımı
ne kimi yavruların ana babadan yalnızca birine benzemesi olayıyla, ne de ara
sıra görüldüğü gibi, beklenmedik bir özellikle dünyaya gelme olayıyla
bağdaŞmaktaydı. Özelliklerin önceki kuŞak veya kuŞaklardan olduğu gibi ve ayrı
birimler olarak yavruya geçtiği düŞüncesi, Mendel kuramının getirdiği bir
açıklamadır.

Mendel, kuramını 1865′te bilim
çevrelerine sunmuŞtu. Ancak Mendel hayatta iken ilgi çekmeyen kuramın önemi,
otuz beŞ yıl sonra kavranır. Hugo de Vries ve Weismann gibi bilim adamlarının
çalıŞmaları olmasaydı Mendel’in devrimsel atılımı belki de daha uzun süre gün
ıŞığına çıkmayacaktı.

Genetik teorisi, evrim kuramına yeni
bir boyut kazandırmakla kalmamıŞ, günümüzde olumlu olumsuz çokça sözü edilen
“genetik mühendisliği” denen bir çalıŞmaya da yol açmıŞtır.