338 Kez Bakılmış

Salgında gıda güvenliği: Ne yapmalıyız?

İZMİR – Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve dünya ülkelerinde etkili olan yeni tip korona virüsünün Türkiye’de görülmesinin ardından birçok alanda önlemler alındı. Bu kapsamda toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamak adına en önemli sektörlerden birisi de gıda sektörü. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak, korona virüsünün temel ihtiyaçlardan biri olan gıda yolu ile bulaşmasının pek mümkün olmadığını ancak bu dönemde gıda denetimlerinin sağlıklı bir şekilde yapılmasının çok önemli olduğunu ifade etti.

Özellikle market alışverişlerinin de arttığı bu dönemde gıda alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz? Marketten eve getirdiklerimizi tüketmeden önce neler yapmalıyız? Korona virüsü riskine karşı et ve et ürünlerini nasıl pişirmeliyiz? TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak sorularımızı cevapladı.

‘YAŞADIĞIMIZ SÜREÇ GIDA EGEMENLİĞİNİN ÖNEMİNİ GÖSTERİYOR’

Öncelikle gıda egemenliği nedir? Türkiye’de gıda egemenliği sağlanıyor diyebilir miyiz?

Gıda egemenliği, öncelikli olarak yerli üretime dayanmayı, bu bağlamda özgün ulusal tarım politikaları uygulayabilmeyi ve iç pazarları her türlü uluslararası olumsuz etkiden koruyabilmeyi öngören bir anlayışı ifade eder.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak

Yaşadığımız bu süreç aslında gıda egemenliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ne yazık ki tarımsal ürün ithalatının ihracatı aşması, tohum dahil dışa bağımlı bir ülke haline gelmemiz gıda egemenliğini de sıkıntıya sokuyor. Umuyoruz ki bugünleri atlattıktan sonra tarım ve gıda politikaları masaya yatırılarak, gıda egemenliğini hakim kılacak adımlar atılır. Ki bilim insanlarının iklim değişikliği nedeniyle bu tür salgınların sıklıkla yaşanabileceğini dile getirdiğini düşünecek olursak bunun ne kadar elzem olduğunu daha iyi kavrarız.

‘KENDİ ÖZ KAYNAKLARIMIZA YÖNELMELİYİZ’

Peki, gıda egemenliği nasıl sağlanabilir?

Öncelikle tarım ve hayvancılıkta “milli ve yerli” söyleminin gereği; taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak yerine kendi öz kaynaklarımıza yönelmeliyiz. Kaldı ki tarım ve hayvancılık açısından zengin kaynaklara sahip olan ülkemiz, seksen üç milyon insanı rahatlıkla besleyecek toprak büyüklüğü ve verimliliğine sahip.

Toplumun dengeli beslenmesi için eti üretmek, tüketimini gelişmiş ülkeler seviyesine yakınlaştırmak ve bu koşulların sürdürülebilirliğini sağlamak önceliğimiz olmalı. Hayvancılığın geliştirilmesi, üreticinin üretimden uzaklaşmaması çok önemli. Hayvancılığın geliştirilerek, etlerin güvenli şekilde arzının sağlanması için de gerekli politikaların izlenmesi ve kaynağın ayrılması gerekiyor. Tabii tarımın, serbest piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar stratejik bir sektör olduğunu ve gelişmiş ülkelerce de böyle yönetildiğini akıldan çıkartmamalıyız.

‘GIDANIN ÇÖP OLMAMASI İÇİN UĞRAŞMALIYIZ’

Bu olağanüstü günlerde insan yaşamı için vazgeçilmez bir temel öğe olarak gıda alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz?

Her gün 13 milyar insanı doyurabilecek gıda üretilirken, buna karşın her 9 insandan 1’i açlık çekiyor. Herhangi bir yiyeceğe neredeyse hiç erişemeyen 1,8 milyar insan sayısı gün geçtikçe artıyor. Çöpe atılan gıda bugün dünya çapında yetersiz beslenen 842 milyon insana yetecek miktarda.

Tüm bunları göz önünde bulundurursak özellikle bu süreçte alışveriş alışkanlıklarımıza çok daha fazla dikkat etmeliyiz. Alışverişe çıkmadan önce bir liste yapmalı, alışveriş sıklığı azaltılmalı, her alanda olduğu gibi alışverişte de sosyal mesafe kuralına uymalıyız. Tabii alışverişimizi mümkün olduğunca çabuk yapıp hemen eve dönmeli ve eve dönünce de kişisel hijyene özen göstermeliyiz. Gıdaların etiketinde yazan saklama, hazırlama muhafaza ve tüketim koşullarına mutlaka uymalıyız.

Tüketilecek miktardan fazla yemek pişirmemeli, tavsiye edilen tüketim tarihi ve son tüketim tarihi arasındaki farkı bilmeliyiz. Tavsiye edilen tüketim tarihi gıdanın kalitesi ile ilgilidir. Yani o tarihe kadar uygun koşullarda saklandığında gıdanın tüm özelliğini koruyacağı anlamına gelir. Son tüketim tarihi ise gıda güvenilirliği ile ilgilidir ve o tarihten sonra tüketilmesinin insan sağlığına zararlı olacağı anlamını taşır. Kısacası besin kaynağı olan gıdanın çöp olmaması için uğraşmalıyız.

‘PAZAR YERLERİNDEKİ RİSK EN AZA İNDİRİLMELİ’

Bu süreçte pazar yerlerinde hijyenik bir ortam yaratılabilmesi için ne gibi önlemler alınmalı?

Pazar yerlerinin fiziki şartlarının yetersiz olduğu ve mutlaka iyileştirilip denetlenmesi gerektiğini zaten sıkça dile getiriyorduk. Yaşadığımız bu süreçte hükümet, çiftçileri, esnafları ve emekçi halkı ekonomik olarak koruma altına alıp, olağan üstü hal ilan etmeli. Halkın ihtiyaçlarının büyük birçoğunu karşıladığı pazar yerlerindeki risk en aza indirilmeli.

Pandemi ilan edilen bu süreçte İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çağrısını da çok olumlu buluyoruz. Pazar yerlerindeki riski en aza indirebilmek adına İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilim Kurulu ile Oda’mız bir dizi önlemler belirledi. Bu önlemlerin uygulanması ve pazar esnafımızın kişisel hijyen, eldiven ve maske kullanımı ile gıda güvenliği konusunda bilgilendirilmesi için büyükşehir ve ilçe belediye zabıta ekipleriyle beraber pazar yerlerinin denetimine başladık. Bu süreci atlattıktan sonra Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, Gıda Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Veteriner Hekimler Odası ve Pazarcılar Esnafı Odası’nın işbirliğiyle pazar yerlerinin fiziki şartlarının iyileştirilmesi, meyve sebze halleri, balık halleri ve mezbahalar için bir çalışma başlatılması da çok faydalı olacaktır.

‘AÇIKTA SATILAN GIDALARI TERCİH ETMEMELİYİZ’

Siparişle ya da marketten eve getirdiklerimizi tüketmeden önce nelere dikkat etmeliyiz?

Alınan meyve ve sebzeleri bir süre havalandırıp, akan su altında iyice yıkayıp kuruttuktan sonra dolaba almalıyız. Ayrıca gıdaların üretilmesi, hazırlanması, depolanması, satışı ve tüketilmesinde iyi hijyen uygulamalarını takip etmek de çok önemli. Çünkü iyi hijyen uygulamaları kurallarına uyularak üretilen gıda ürünlerinde Covid-19‘un bulunması pek mümkün değil.

Bunun yanı sıra pişirilerek tüketilmesi gereken et, süt, yumurta gibi gıdaları çiğ olarak tüketmemeliyiz. Gıdanın merkez sıcaklığının yeterli dereceye çıkmasını sağlayarak (>72°C), etlerin kanlı olmaması, yumurta akının sıvı görünümünden kurtulması gibi görsel izlemlerde bulunabiliriz. Tabii ev tipi mutfak termometresinin kullanılması ve etikette belirtilen pişirme önerilerine uyulması da çok önemli.  Gıdalarda sağlık riski oluşturan mikroorganizmalar genellikle 4°C ile 65°C arasında çok hızlı gelişirler. Bu nedenle pişirilen gıdalar hemen tüketilmeyecekse hızlı bir şekilde 4°C’nin altında soğutulmalı. Çabuk bozulabilen gıdalar 2 saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmemeli.

Ekmek, poğaça, gevrek gibi ürünler alınırken dokunarak seçmek yerine, göz ile seçip almalı, pazar ve manav reyonlarından alınan meyve ve sebzeleri yine aynı şekilde ve şartlarda temin etmeli, açıkta satılan ve hava ile doğrudan temas eden baharat, kuruyemiş ve bakliyat vb gıdaları tercih etmemeliyiz. Her zaman olduğu gibi, bu süreçte de gıda ve gıda ürünleri alırken ambalajlı, ambalajı zarar görmemiş, iyi hijyen uygulamaları ve gıda güvenliği yönetim sistem uygulamalarını uygulayan, gıda mühendisi veya ilgili meslek mensupları tarafından denetim ve kontrole tabi olan kayıtlı veya onaylı işletmelerde üretilen gıda ürünleri tercih edilmeli. Özellikle merdiven altı diye tabir edilen kayıt dışı ve denetim mekanizmasından uzak gıda işletmeleri halk sağlığını korumak açısından ALO 174’e ihbar edilmeli.

‘İŞLETMELER YILDA İKİ KEZ BİLE DENETLENMİYOR’

Son olarak; tüketimin bu kadar fazla olduğu bugünlerde Tarım Orman Bakanlığı ve yerel yönetimlerin yeterli denetimleri gerçekleştirdiğini düşünüyor musunuz?

Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 Faaliyet Raporu verilerini incelediğimizde; bakanlıkta görevli gıda kontrolörü sayısının 7 bin 4 olduğu, mevcut kadro ile ülke genelinde 1 milyon 215 bin 996 denetim yapıldığı ve sadece 174’ü için savcılığa suç duyusunda bulunulduğunu görebiliriz. Ülkemizde 31 Ocak 2019 tarihi itibariyle toplam 688 bin 159 gıda işletmesi bulunmaktadır. Bu işletmelerin 12 bin 788 adedi onay kapsamında, 675 bin 371 adedi ise kayıt kapsamında bulunmaktadır. Kayıtlı işletmelerin 76 bin 215’i üretim yeri, 316 bin 18 satış yeri, 280 bin 138 toplu tüketim yeridir. Yani bu tabloya göre her işletmenin ortalama 2 kez bile denetlenmediğini görebiliriz. Şüphesiz ki, halk sağlığı ve gıda güvenliği, işletme başı yılda ortalama bir kez yapılan denetimle sağlanamaz.