TEVESSÜLÜ İNKAR EDENLERE TEESSÜF

TEVESSÜLÜ İNKAR EDENLERE TEESSÜF

Allah-u Teâla’ya, Zat’ının
celaline yakıŞır Şekilde hamd-ü senadan, Resûlü Muhammed Mustafa’sına,
kendisini bizden razı edecek Şekilde salât-ü selamdan ve âl-i ashâbını
bu salavâta kattıktan sonra; bu sayıda yazmaya baŞlamak istediğim konu,
günümüz Müslümanlarının kafaları karıŞtırılarak itikatlarının bozulmak
istendiği tevessül konusudur.

Maalesef Ehli Sünnet olarak
tanıdığımız ve kendilerine güvendiğimiz Müslümanların bir kısmı,
kendilerini selefi diye tanıtan Ehli Sünnet dıŞı bir takım akımlara
kapılarak Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimizin bile
vefatından sonra bir Şeye gücü yetmediği, dolayısıyla ne ondan, ne de
baŞka hiçbir peygamber ve veliden ölümlerinin ardından bir fayda
gelmeyeceği Şeklinde yanlıŞ bir inanca sahip olmuŞlardır. Hatta
peygamberlerin ve velilerin yüzü suyu hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan bir
Şey istemenin Şirk olduğunu savunacak kadar büyük bir batağın içine
sürüklenmiŞlerdir.

Bu gibi yanlıŞ görüŞleri savunanların bir kısmı
ilim ehli geçinmekte cahil buldukları masum halkı kandırma kastıyla ve
Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vesellem)’e ait Hırka-i şerif ve Sakal-ı
şerif gibi kutsal emanetleri ziyaretin bile onları dinden çıkaracağı
görüŞünü yaymakta, böylece Müslüman Türk milletini ve diğer Müslüman
halkları on dört asırdır amel ederek bereketlendikleri güzel
tatbikatlardan uzaklaŞtırmaya çalıŞmaktadırlar.

Tabi ki bize düŞen,
ilmî delillerle konuya açıklık getirmek ve bu hususta kafalara sokulmak
istenen Şüpheleri ortadan kaldırmaya çalıŞmaktır. Bu vesileyle tüm
okurlarımı hakkı bulma ve doğruya erme niyetiyle yazılarımı dikkatlice
okumaya davet eder ve hepimiz hakkında Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi
Vessellem)’in: “Ey Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı
nasip eyle, batılı da batıl olarak göster de ondan sakınmaya muvaffak
eyle!” duasıyla dua ederim. Yazımı “Tevessülün mahiyeti ve çeŞitleri”,
“Tevessülün âyet-i kerîme ve hadîs-i Şerîf’ten delilleri”, “Tevessül
edilen zatın diri veya ölü olması arasında bir fark bulunmadığı”,
“İbadetin hakikati”, “MüŞriklerin ibadetiyle müminlerin tevessüllerini
mukayese etmenin yanlıŞlığı”, “Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi
Vessellem)’in mübarek saçı, sakalı, cübbesi, kabr-i Şerif-i ve sair
kutsal emanetleri ile teberrük” baŞlıkları altında sürdürmeye
çalıŞacağım. Allah-u Te’âlâ bizlerden güzel anlatım, sizlerden de güzel
anlayıŞ nasip eylesin.


Tevessülün Mahiyeti Ve ÇeŞitleri
Tevessül;
bir Şeyi bir Şeye aracı etmek, bir Şeye ulaŞmak için bir Şeyi vesile
edinmek gibi anlamlara gelmektedir ki, İslam’da bunun bir takım
çeŞitleri vardır.

1- Allah-u Te’âlâ’nın isimlerinden herhangi bir
isimle tevessül. Nitekim ÂiŞe (Radıyallahu Anhâ)’dan rivayet edilen bir
hadis-i Şerifteki duasında Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem): “Ey
Allâh’ım! Ben Senden temiz ve pak olan, Sana en sevgili olan o mübarek
isminin hürmetine isterim ki onunla dua olunduğunda kabul edersin, onun
hürmetine bir Şey istendiğinde verirsin…” buyurmuŞtur. (İbn-i Mace, Dua,
No : 3859, 2/1268)

2- Salih amellerle tevessül. Buna örnek olarak,
içinde bulundukları mağaranın kapısına kaya yuvarlanarak mağarada mahsur
kalan üç kiŞinin kıssasını anlatabiliriz. Nitekim İbn-i Ömer
(Radıyallahu Anhûma)’dan rivayet edilen bir hadis-i Şerifte beyan
edildiği üzere: “Bu üç kiŞiden biri, ana babasına yaptığı iyilik
hürmetine, ikincisi, bütün fırsatları elde etmiŞken zinadan uzaklaŞması
vesilesiyle, üçüncüsü de, emanete riayeti ve baŞkasının malını koruyup
tam olarak sahibine ödemesi hürmetine Allâh-u Te’âlâ’dan o kayayı
mağaranın ağzından kaldırmasını niyaz etmiŞler, Allâh-u Te’âlâ da,
onların bu iyi amellerini dualarının kabulüne vesile kılarak her bir
tevessülün peŞine kayayı biraz daha açmıŞ, sonunda onları tamamen
kurtarmıŞtır.” (Buhârî, Buyû’, 98, No: 2102, 2/771; Müslim, Zikir 27,
No: 2743, 4/2099) Zaten bu iki madde Müslümanlardan hiçbir kimsenin
meŞruluğu hakkında ihtilaf etmediği konulardır. Tevessül meselesinde bir
takım anlayıŞsızların karŞı çıktığı hususlar ise bundan sonra
zikredilecek olan kısımlardır ki, biz bu yazımızda fırsat bulduğumuz
ölçüde bu bölümleri örneklendirerek izah edeceğiz. İnŞâallâh bir sonraki
yazımızda da bunların meŞruiyetinin delillerini gün gibi ortaya
koyacağız.

3- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in ismiyle
tevessül. Nitekim İbn-i Kesîr’den nakledilen: “Yemâme vâkasında
Müslümanların Şiarı (kendilerini tanıtıcı vasıfları): ‘Ey Muhammed!
(Bize yetiŞ!)’ demeleriydi” (el-Bidâye ve’n-Nihaye, 6/324) rivayeti,
sahabe-i kiramın Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in ismi
hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan yardım istediklerinin en büyük delili ve
örneğidir.

4- Rasûlüllah (Sallalahu Aleyhi Vesellem) ve sâlihlerle
Allah’a ant vermek. Mesela bir kiŞinin: “Ey Allah’ım! Sana Rasûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ant veriyorum ki benim Şu dileğimi
mutlaka yerine getiresin.” Veya: “Falan veli ile hürmetine senden
istiyorum ki mutlaka hastama Şifa veresin” demesi bunun örneğidir.
Allah’a ant verme konusunun meŞruluğuna dair deliller bir sonraki
yazımızda inŞâallâh zikredilecektir.

5- Rasûlüllah (Sallallahü
Aleyhi Vesellem)’den ve sâlihlerden dua isteyerek onlarla tevessülde
bulunmak. Bir kimsenin: “Ey Allah’ın peygamberi! Ben senden ihtiyacımın
görülmesi için dua etmeni istiyorum” demesi bu kabildendir. Nitekim Ömer
(Radıyallahu Anh) umreye gitmek için Rasûlüllah (sav)’den izin
istediğinde, Rasûlüllah (sav) ona: “Ey kardeŞim! Bizi duandan unutma”
diyerek tevazu göstermiŞtir. (Ebû Davûd, Salât 358, No: 1498, 1/470)
Salihlerden dua isteme hususunda daha birçok hadis-i Şerif mevcuttur.

6-
Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in veya herhangi bir velinin
makamı ya da hürmeti ile tevessülde bulunmak. Nitekim bir kimsenin : “Ey
Allah’ım! Ben peygamberinin hürmetiyle sana tevessül ediyorum.” demesi,
“Ben onun yüce makamını ve Senin katındaki yüksek mertebesini
ihtiyacımın görülmesi için sebep kılıyorum” anlamına gelmektedir.

7-
Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in ya da velilerin hakkı ile
tevessülde bulunmak. Bir kiŞinin : “Ey Allah’ım! Ben peygamberin hakkı
hürmetine sana tevessülde bulunuyorum” demesi, Rasûlüllah (sav)’in
hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan bir Şey istemesi demektir, yoksa Allah-u
Te’âlâ’ya bir Şey vacip olur (zorla yaptırılabilir) anlamında değildir.
Salihlerin hakkı ile Allah-u Te’âlâ’ya tevessülde bulunmanın
meŞruiyetinin delilleri de inŞâallâh bir sonraki yazımızda
açıklanacaktır.

8- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in, veya
diğer peygamberlerin ya da velilerin zatıyla tevessülde bulunmak. İŞte
bu kiŞinin : “Ey Allah’ım! Ben Senden peygamberin Muhammed (sav)
hürmetine dileğimi yerine getirmeni isterim” diyerek Rasûlüllah (sav)’in
zatını veya diğer salih kimselerin zevatını aracı yapmasıdır.

9-
Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’den Şefaat istemek. Bir
mütevessilin : “Ya Rasûlallah! Bana Şefaat et!”, “Senden bana Şefaat
etmeni isterim”, “Ey Allah’ım! Peygamberini bize Şefaatçi kıl” gibi
sözlerle Şefaat talep etmesidir ki bu kısmın izahı da bir sonraki
yazımızda yapılacaktır.

10- Tevessül çeŞitlerinden biri de bir iŞi
bizzat vesileye isnat ederek ondan istemektir ki bir manada bu, vesile
olan Şahıstan, o iŞin görülmesi için Allah-u Te’âlâ’ya yönelmesini
istemektir. Zira Allah ile birlikte kimsenin yapma veya bırakma hakkı
yoktur. Aracı edilen zat ise bir Şefaat ve dua sebebi olmaktan öte
geçmez. Bu kısmın tafsilatı da inŞâallâh ileride gelecektir.